18.10.2006 - Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari,"PKK'YA KARŞI SAVAŞAMAYIZ"
18.10.2006 - Bölücü Baydemir'den "Eyalet sistemi" önerisi!
30.09.2006 - Işte Misak-i Milli haritamiz.
21.09.2006 - Israil'in peşmergeleri eğittiği belgelendi.
11.09.2006 - Sözde soykirim iddialari, Ermenistan'in ilk Başbakani Ovanes Kaçaznuni tarafindan yalanlanmiş. 11.09.2006 - PKK´ya operasyon düzenlemeyen ABD gerçek niyetini ortaya çikardi.
21.08.2006 - ABD'den PKK'ya Silah Yardimi
17.08.2006 - Telekom kimlere emanet ?
05.08.2006 - ABD, 'kan ve petrol peşinde koşan bir Drakula...
20.07.2006 - PKK silahlari Barzani´den...
20.07.2006 - B.O.P. Haritasi ???
20.07.2006 - Gizli genelgeyle Israil vatandaşlarinin... 04.07.2006 - Enerjide çirkin oyun
13.05.2006 - Büyük Bir Savaşla Karşi Karşiyayiz
09.05.2006 - Soykirim uzmani Türkler!
30.04.2006 - Kaleminden dolar damliyor. Ilnur Çevik...
24.04.2006 - Ermeni mezaliminin canli taniklarindan Ermeni işkencesi
24.04.2006 - Sinan Aygün: Türkiye'nin güvenligine mayin döşemeyelim!
23.04.2006 - TBMM özel gündemiyle yapılan toplantıda Yaşar Nuri Öztürk'ün yaptığı konuşma 19.04.2006 - Yahudi Oyunu bozuldu...
29.03.2006 - AB dayatti, OHAL kalkti, PKK ile mücadelede başa dönüldü... 21.03.2006 - Hani nerede Türk bayragi...
18.03.2006 - ABD'nin katliam operasyonu sürüyor...
16.03.2006 - Tepki çeken Hakkari Belediye Başkani ...
15.03.2006 - ABD'de Baas muhalifi Kürt gruplarin...
06.03.2006 - Mayin yerine bomba!...
04.01.2006 - Cemaatleşme, dindarlaşma ve özgür Müslümanlık Ahmet Gürsoy

18.10.2006 - Irak Dişişleri Bakani Hoşyar Zebari,"PKK'YA KARŞI SAVAŞAMAYIZ"
"PKK'YA KARŞI SAVAŞAMAYIZ"
Irak Dişişleri Bakani Hoşyar Zebari, Kuzey Irak'ta terör örgütü PKK yanlilarinin kaldigi Mahmur Kampi'nin kapitilamayacagini belirterek, "Türkiye bize anlayiş göstermeli. Şu anki ortamda Irak ve ABD'nin PKK'ya karşi cephe açip savaşmasi mümkün degil" dedi.
Kuzey Irak'ta yayin yapan 'Kürdistan Nwe' gazetesine açiklama yapan Irak Dişişleri bakani Hoşyar Zebari, Türkiye ile Irak arasinda yaşanan PKK ve Mahmur Kampi'na ilişkin krizi degerlendirdi. Türkiye'nin her koşulda PKK'ya karşi Irak'in etkin bir şekilde harekete geçmesi çagrisinda bulundugunu hatirlatan Zebari, "ABD ve Irak'in günümüz koşullarinda PKK'ya karşi bir cephe açarak savaşmasi mümkün degil. Türkiye, bize anlayiş göstermeli. Çünkü PKK'ya yönelik mücadele için, ülkenin güneyinden ve orta kesimindeki askeri gücü kuzeye çekip, burada mücadele göstermemiz zor. Irak'ta artarak devam eden bir şiddet döngüsü var. Öncelikli hedefimiz Irak'taki şiddeti durdurup, istikrari saglamaktir" diye konuştu.
'PKK'YA ATEŞKESI BIZ SAGLATTIK'
Zebari, Irak hükümeti ve Federal Kürdistan hükümetinin baskisinin PKK'ya saldirilara durdurmayi kabul ettirdigini ileri sürerek, Irak topraklarinda Türkiye'nin zararina olacak unsurlari barindirmaktan kaçindiklarini iddia etti. Bakan Zebari, PKK konusunda askeri müdahaleden ziyade diyalog yolunu tercih ettiklerini söyledi.
Irak Dişişleri Bakani Hoşyar Zebari, Türkiye ile Irak arasinda krize yol açan Mahmur Kampi'nin kapatilmayacagini da belirterek, "Herkes şunu bilmelidir ki, Irak hükümeti tek bir mülteciyi dahi çikarmayacaktir. Bu alinan resmi bir karardir ve bu kararimizi herkese bildirdik. Ancak geldikleri topraklara geri dönmek isterlerse biz yardimci olabiliriz" dedi.
 18.10.2006 - Bölücü Baydemir'den "Eyalet sistemi" önerisi!
Bölücü Baydemir'den Avrupa Parlamentosu çatisi altinda "Eyalet sistemi" önerisi!
"Yerel kaynaklarin yerel yönetimler tarafindan da kullanilmasi" tezini savunan bölücü Baydemir, dikkat çekici örnekler verdi.
Avrupa Parlamentosu (AP) çatisi altinda düzenlenen "Avrupa Birligi (AB), Türkiye ve Kürtler" konulu konferansta konuşan terör örgütü PKK'nin yasallaştirilmiş siyasî kanadi olan DTP'den Diyarbakir Büyükşehir Belediye Başkani bölücü Osman Baydemir, merkeziyetçilikten adem-i merkeziyetçilige geçilmesinin, sözde Kürt sorunu başta olmak üzere Güneydogu'nun sorunlarinin çözümünde kolaylaştirici rol oynayabilecegini iddia etti.
"Yerel kaynaklarin yerel yönetimler tarafindan da kullanilmasi" tezini savunan Baydemir, dikkat çekici örnekler verdi. Bu arada toplantiya terör örgütü PKK'nin yandaş ve temsilcilerinin de katildigi gözlemlendi.
Brüksel'de bu yil 3'üncüsü düzenlenen konferansta konuşan Baydemir, yetkilerin ve kaynaklarin paylaşilmasi halinde istikrar ve sosyo ekonomik gelişmenin artacagini vurguladi.
Örnek olarak Batman'daki petrol rezervlerini ve bölgedeki hidroelektrik enerji kaynaklarini gösteren Baydemir'in sorguladigi bir başka unsuru da valilik ve belediye başkaninin yetkilerini birleştiren ve bu yetkileri üzerinde toplayan kişinin seçimle belirlendigi bir modelin yaratilip yaratilamayacagi oluşturdu. Baydemir, "Sakin bu öneriyi eyalet sistemi ya da federal yapi tartişmasi açiyorum gibi algilamayin" diyerek federasyon önerisini örtmeye çalişti.
Bölgeler arasi gelişmişlik farkini ortadan kaldirmak amaciyla bölgesel metropol kentler oluşturulabilecegini söyleyen Baydemir, bunlara örnek olarak da Diyarbakir, Van ve Trabzon'u gösterdi.
"Bölünme korkusu yersiz. Devletin bütünlügü ve toplumun istikrari zorlamayla saglanamaz. Hepimiz daha güçlü ve demokratik bir Türkiye istiyoruz" diyen Baydemir'in, "Bu tür platformlarin ve bu tür bir konferansin TBMM çatisi altinda gerçekleşebilmesi en büyük temennimdir" sözleri de dikkati çekti.
Kral çiplak
DTP Başkan Yardimcisi diger bölücü Tuncer Bakirhan da yerel lehçelerden Kürtçe yayinciliginin "içler acisi" bir halde oldugunu, tek bir özel Kürtçe kursunun bulunmadigini ve refomlarin gerekli etkiyi yaratmadigini savunarak "Kral çiplak" dedi. Devletin DTP'ye "terör düzeyine varan şiddet" uyguladigini da öne süren Bakirhan, terör örgütü tarafindan ilan edilen ateşkesin kalici hale gelebilmesi için, AB'nin rol oynamasini da istedyerek "Sorun artik AB'nin de sorunu" diye konuştu.
Birleşik Sol Grup'un himayesinde yapilan toplantiya, az sayida AP üyesinin yani sira terör örgütü PKK yandaş ve temsilcilerinin de katildigi gözlemlendi. Bakirhan da dahil olmak üzere bazi katilimcilarin, "Sayin Öcalan" ifadesini kullanmalari dikkat çekerken, AP üyelerinin bir kismi bir konuşmacinin toplantida terör örgütü propagandasi yapmasindan rahatsizlik duyduklarini açikça dile getirdiler.
Sonuç bildirisi
Konferansin sonunda yayimlanan sonuç bildirisinde, Irak, Türkiye ve ABD tarafindan atanan koordinatörlerin "barişa potansiyel katkisindan" bahsedilirken, terör örgütü PKK konusunda ortak yollar(!) bulunabilecegi ifade edildi.
Türkiye'nin AB üyeligine destek verilirken, terör örgütü PKK'nin ateşkes ilanindan duyulan memnuniyet dile getirildi. Bölgedeki tüm operasyonlarin durdurulmasi çagrisinin yer aldigi bildiride, sözde Kürt sorununa barişcil çözüm bulunmasi geregi üzerinde duruldu. Belgede, Türkiye'ye reform sürecini hizlandirmasi çagrisi da yapildi.
 30.09.2006 - Işte Misak-i Milli haritamiz.

Onlarin B.O.P. u varsa bizim de Misak-i Milli haritamiz var. Büyütmek için tiklayiniz.

21.09.2006 - Israil'in peşmergeleri egittigi belgelendi
Israil askerlerinin Kürtleri egittigi yönündeki haberler ilk kez BBC'nin yayinladigi video görüntüleriyle belgelendi. Videoda askerlerin Kürt peşmergelere silah atişi yaptirdigi ve kondisyon çaliştirdigi görülüyor
Israil komandolarinin Kürtleri egittigi yönündeki haberler ilk kez Israilli askerler tarafindan dogrulandi. Ingiliz yayin kuruluşu BBC'nin Newsnight programina konuşan ve adi sadece "Yigal" olarak verilen eski bir özel kuvvetler birligi askeri, Kürtleri, Erbil'deki havalimaninin güvenligi amaciyla egittiklerini söyledi. Israilli asker, kendisinin de bagli oldugu özel kuvvetler askerlerinin 2004'te Türkiye üzerinden Irak'a geçtigini söyledi. "Yigal", tüfegin nasil kullanilacagini ve kalabalikta militanlarin nasil vurulacagi gibi "özel görevler'' için Kuzey Irak'ta 100'den fazla Peşmergeyi egittiklerini de söyledi. Egitilen Kürtlerin kendilerinin Israilli oldugunu bilmedigini, ancak Kürt yetkililerin kesinlikle bundan haberdar oldugunu da ekledi.
YINE YALANLADILAR
Kendi görevinin büyük bir havaalani projesi için Kürt güvenlik görevlileri yetiştirmek ve askeri egitim vermek oldugunu ifade eden Israilli komando, her zaman kimliginin açiga çikma olasiliginin bulunmasi nedeniyle günden güne gerginlik yaşadigini da anlatti. Newsnight programinda, ayrica ilk kez egitimin görüntüleri yayimlandi. "Kürt yetkililer yalanliyor, ancak işte ilk egitim görüntüleri" spotuyla duyurulan haberde, Israilli oldugu belirtilen askerlerin Kürtlere silah atişi yaptirdigi ve kondisyon çaliştirdigi görülüyor.
ÖZEL ŞIRKETLER DE VAR
Programda ayrica, Interop adli Israil'li bir güvenlik şirketinin ve Isviçre'de kayitli Kudo ve Colosium adindaki iki yan kuruluşun da Erbil havaalanindaki önde gelen sözleşmeli şirketlerden oldugunu söyledi. Israil Dişişleri Bakanligi sözcüsü Mark Regev ise, şirketlerin, polisin ihraç yasalarini ihlal ettiklerini tespit etmesi durumunda kovuşturmaya ugrayacaklarini söyledi. Programa konuşan Kuzey Irak'taki bölgesel yönetim sözcülerinden Halid Salih ise, iddialari yalanladi.
11.09.2006 - Sözde soykirim iddialari, Ermenistan'in ilk Başbakani Ovanes Kaçaznuni tarafindan yalanlanmiş.
Ermeni: ´Türklere biz savaş açtik´
Uluslararasi faaliyet gösteren Ermeni lobilerinin sözde soykirim iddialari, Ermenistan'in ilk Başbakani Ovanes Kaçaznuni tarafindan yalanlandi. Kaçaznuni'nin 1923 yilinda Bükreş'te yapilan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantisinda sundugu rapor gerçekleri bütün çiplakligiyla gözler önüne seriyor. Kaçaznuni'nin Osmanli döneminde yaşananlari anlattigi kendi imzasini taşiyan rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafindan Rusça'dan Türkçe'ye tercüme edilerek kitap haline getirildi. Kitapta yer alan bilgiler Türkler'in Ermeni soykirimi yaptigi iddialarini kesin bir dille yalanlarken, kitap Türkiye genelindeki bütün kütüphanelere ulaştirildi. Kaçaznuni'nin yakin tarihe
işik tutan belge niteliginde sözlerinin yer aldigi kitap, Ermenilerin Osmanli Imparatorlugu'na karşi nasil bir ihanet içinde olduklarini da gözler önüne serdi. Yillarca sözde soykirima ugradiklarini iddia eden ve dünya kamuyonunu baski altina almaya çalişan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanlari, 128 sayfalik raporunda şu çarpici ifadelere veriyor:
> Operasyona katildik
1914 sonbaharinda, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katilmadigi dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandi. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasina hem de Türkiye'ye karşi gerçekleştirdikleri askeri operasyonlara aktif biçimde katildi.
> Barişi sabote ettik
Türklere karşi ayaklandik. Barişi sabote etmek için savaştik bile. Artik hepimiz Türklerin düşmani olan Itilaf devletlerinin kampindaydik. Türkiye'den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. Itilaf devletlerinin
ordularini Türkiye'ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çagrilar yaptik. Nihayet şu da var ki, var oldugumuz sürece araliksiz
olarak Türkler'le savaştik. Öldük ve öldürdük. Artik, Türklere ne
gibi bir güven telkin edebiliriz ki?
> Gerçekleri göremedik
Askeri operasyonlara katildik. Kandirildik ve Rusya'ya baglandik. Tehcir dogruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olaylarin sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi hakliydi. Barişi reddetmemiz ve silahlanmamiz büyük bir hataydi. Türklere karşi ayaklandik ve savaştik. Sevr Antlaşmasi gözümüzü kör etmişti. Isyanimizin temelinde Itilaf devletlerinin bize vadettigi büyük Ermenistan hayali vardi. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadik. Türkiye Ermenistan'i diye bir devletin hayalden öte olmadigi gerçegini göremedik.
> Aklimiz dumanlanmişti
Biz Ermeniler kayitsiz şartsiz Rusya'ya yönelmiş durumdaydik. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasina kapilmiştik. Sadakatimiz, çalişmalarimiz ve yardimlarimiz karşiliginda Çar hükümetinin Ermenistan'in bagimsizligini bize armagan edeceginden emindik. Aklimiz dumanlanmişti. Biz kendi isteklerimizi başkalarina mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptigimiz hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadik ve hayallere kapildik.
> Türkler dogru yapti
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptiklarini biliyorlardi ve bugün pişmanlik duymalarini gerektirecek bir husus bulunmamaktadir. Bu yöntem en kesin ve uygun olaniydi. Kizginlik ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, 'suçlu' ariyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikalari olarak belirledik. Siyasal açidan olgunlaşmamiş ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkinlik içinde, bir uçtan digerine savrulmaktaydik. Rus Hükümeti'ne karşi dünkü inancimiz ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarimiz da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Ruslari ilgilendirmedigini ve onlarin gerektiginde cesetlerimizi çigneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.
> Bariş teklifini reddettik
1918 yillarinda emperyalistlere karşi savaşlarinda bozguna ugrayan Türkler, direnerek iki yil içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çikarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamişti. Türkiye'de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmişti. Onlar küçük Asya'dan istikballerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşmasi'na askeri güçle karşi koymak zorundaydilar. Bizim bu dönemde barişi reddetmemiz ve silahlanmamiz büyük bir hataydi. Çok geçmeden sinirlarimiza askeri operasyonlar başladiginda, Türkler
bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayi teklif ettiler.
Biz ise onlarin bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydi. Bu, görüşmelerin kesinlikle başariyla sonuçlanacagi anlamina gelmezdi ama bu görüşmelerde barişçi bir sonuca ulaşma ihtimali vardi.
> Ovanes Kaçaznuni: Herkes bizi kandirdi
"Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dişimizda aramak acikli bir durumdur. Bu bizim (hastalikli) milli psikolojimizin karekteristik bir özelligidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamiştir. Sanki uzak görüşlü olmamiz bir kahramanlikti, çünkü isteyen herkes, Fransizlar, Ingilizler, Amerikalilar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya
bizi kolayca aldatti, atlatti ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşin Ermeniler için yapildigina inandirilmiştik."
> Barişi sabote ettik
KAÇAZNUNI raporunda şöyle diyor: Osmanli'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşi ayaklandik ve savaştik. Isyanimizin temelinde Itilaf Devletlerinin bize vaat ettigi Ermenistan hayali vardi, gerçegi göremedik.
> Halaçoglu: Bu itiraflar gerçegin ta kendisidir
Konuyla ilgili görüşlerine başvurdugumuz Türk Tarih Kurumu Başkani Prof. Dr. Yusuf Halaçoglu, Ermenistan'in ilk başbakani Kaçaznuni'nin itiraflarinin gerçegin ta kendisi oldugunu söyledi. Halaçoglu, "1923'te başbakanlik görevine gelen Kaçaznuni, ayni yil Bükreş'te Ermeni meselesinin ele alindigi Taşnak Parti Konferansi'nda, şimdi Türk Hava Kurumu tarafindan kitap haline getirilen 128 sayfalik raporu teblig olarak sunmuştur. Bu konferansa katilan SSCB ve Avrupali delegasyonun huzurunda Kaçazuni, bütün gerçekleri açiklamişti. Kaçaznuni, buradaki konuşmasinda, 'Itilaf devletleri bizi hep Anadolu'da bir Ermenistan hayaliyle kandirdi. Bu boş hayale kapilarak Taşnak çeteleri kurup, 7 cephede savaşan Osmanli ordularina silah ve mühimmat götüren birliklere saldirdik. Sonuçta Itilaf devletleri verdigi sözü tutmadi. Biz de Osmanli'ya ihanetimizin bedelini tehcir ile ödedik. Böyle yapmasaydik belki de bu tehcir olayi başimiza gelmezdi' diyerek bugünkü sözde soykirim iddilarini ortaya atanlara tokat gibi bir cevap vermiştir. Türk Hava Kurumu'nun bunu kitap haline getirmesi sözde soykirim iddialarini savunan devletlere de ibret olacak bir harekettir. Bunda emegi geçenleri takdir ediyorum ve kendilerini destekliyorum" diye konuştu. >

11.09.2006 - PKK´ya operasyon düzenlemeyen ABD gerçek niyetini ortaya çikardi.
PKK'ya karşi operasyon düzenlemek istemeyen ABD sonunda gerçek niyetini ortaya çikardi. ABD'li generaller Irak'ta asilan Kürt bayragini tanidiklarini açikladi.
ABD'li üst düzey bir askeri grup, Dohuk'u ziyaret etti. Ziyarette yer alan ABD Bölge Generallerinden Marchill Lumodky ve Captan Mervill, Kürt bölgesinde yalnizca Kürt bayragini tanidiklarini belirterek, herkesin buna saygi duymasini ve Kürt bayragini tanimasini istedi.
DAHA sonra bölgede bulunan birçok resmi Kürt hükümet ve idari kurumlari ziyaret eden heyet, desteklerini sonuna kadar sunacaklari sözünü verdi. ABD'li generaller ve beraberindeki heyet, daha sonra Kürt bayragi ile birlikte fotograf çekti.Barzani'ye de destek bildirildi.
Bayraktan sonra Kürt marşi krizi
PEŞMERGELER devlet olmak için her gün yeni bir adim atarken Iraek'i işgal eden ABD de onlara destek vermeyi sürdürüyor. Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile Irak yönetiminin bayrak krizi büyürken, Mesut Barzani'nin partisinin internet sitesinde 'Kürt ulusal marşi olmasi gerektigi' yazildi. Buinun için de harekete geçildi.
Irak'ta başgösteren bayrak krizine ABD de dahil oldu. Dohuk'u ziyaret eden ABD'li general Marchill Lumodky, Kürt Bölgesi'nde yalnizca Kürt bayragini tanidiklarini açikladi. PKK'ya yakinligiyla bilinen Firat Haber Ajansi'nin haberine göre ABD'li üst düzey bir askeri grup, Dohuk'u ziyaret etti. Ziyarette yer alan ABD Bölge Generallerinden Marchill Lumodky ve Captan Mervill, Kürt bölgesinde yalnizca Kürt bayragini tanidiklarini belirterek, herkesin buna saygi duymasini ve Kürt bayragini tanimasini istedi. Daha sonra bölgede bulunan birçok resmi Kürt hükümet ve idari kurumlari ziyaret eden heyet, desteklerini sonuna kadar sunacaklari sözünü verdi. ABD'li li general ve beraberindeki heyet, daha sonra Kürt bayragi ile birlikte fotograf çekti.
Barzani bayrakta geri adim atmiyor
Öte yandan Kuzey Irak'taki Özerk Kürt Yönetimi ve Irak Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani, bölgede Irak bayragi yerine Kürdistan bayragi kullanilmasi yönündeki uygulamalayla ilgili tehditlere boyun egmeyeceklerini belirtti.
Mesud Barzani, Irak Parlamento Başkani Mahmut Meşadani'ye bir mektup gönderdi.
Barzani mektubunda, bayrak konusunun parlamentonun gündemine alinmasini ve bu meselenin Irak anayasasinin 12'nci maddesine göre çözüme kavuşturulmasini istedi.
Barzani mektupta ayrica, Irak'in siyasi projesine karşi olan bazi kesimlerin bayrak meselesini bahane ederek Kürt halkina karşi tehditvari bir yaklaşim sergilediklerini savundu.
Barzani, "Kürt halki hiç kimseye karşi boyun egmeyecek" ifadesine yer verdi.
Mesud Barzani, bir süre önce Kuzey Irak'taki tüm devlet kurumlari, askeri bölgeler ve Kürdistan özerk bölgesi sinirlarindaki Irak bayraklarinin kaldirilarak, sadece Kürt ulusal bayraginin asilmasi talimatini vermişti.

21.08.2006 - ABD'den PKK'ya Silah Yardimi
Üç ABD Helikopteri tarafindan Irak'in kuzeyindeki Kurmiye bölgesine halilara sarili uçaklara karşi kullanilan 2 adet strella füzesi ve 18 paket C-4 patlayicisi indirildi.
Iran sinirindaki köye uçaklara karşi kullanilan 2 adet strella füzesi ve 18 paket C-4 patlayicisi indirildi.
Silahlara peşmergeler el koydu. Haber Talabani'nin liderligindeki KYB'nin resmi sitesi Pukmedia'ada yayinlandi. Silahlarin Iran'in PKK'yla mücadele ettigi bir dönemde Iran sinirina yakin bir yere birakilmasi dikkat çekiyor.
Irak Kürdistan Yurtseverler Birligi'nin resmi sitesi pukmedia.com, Amerikan helikopterlerinin Iran sinirina yakin Kurmiye bölgesine 2 adet strella füzesi ve 18 paket C-4 patlayicisi biraktigini yazdi. Kurmiye bölgesi emniyet yetkililerine dayandirilan haberde uçaklara karşi kullanilan strella füzelerinin halilara sarili halde açik araziye birakildigi belirtiliyor. Terör örgütü PKK için birakildigi belirtilen füze ve patlayicilara peşmergelerin el koydugu kaydedildi.
Görgü taniklarinin ifadesine göre 15 agustos günü Hacievvel köyüne yaklaşan 3 helikopterden biri açik araziye indi. Helikopter malzemelerin birakilmasinin hemen ardindan yükselerek bölgeden ayrilirken çevre sakinleri güvenlik güçlerine bilgi verdi. Uzmanlar, söz konusu bölgede Amerikan helikopterleri dişinda herhangi bir yabanci ülke hava taşitinin uçmasinin mümkün olmadigi belirtiliyor.
Iran'in PKK'ya karşi yogun askeri harekat yaptigi bir dönemde bu tip karadan havaya atilan füzelerin PKK'nin haraket sahasi içinde bir bölgeye birakilmasi birçok soru işaretini beraberinde getirdi.

17.08.2006 - Telekom kimlere emanet ?
Telekom kimlere emanet!.. MIT, Ulaştirma Bakanligi'na bir yazi göndererek Türk Telekom'da görev yapan yabancilarin ajan olabilecegi uyarisinda bulundu.Milli Istihbarat Teşkilati'nin (MIT) "ajan sizabilir" uyarisi üzerine, Ulaştirma Bakanligi da Türk Telekom yönetimini uyardi. Türk Telekom"un yüzde 55 hissesi geçen yil yapilan ihalede, Lübnan eski Başbakani Refik Hariri"nin sahibi oldugu Oger Telecom şirketine satilmişti. Oger Telecom, Ingiliz British Telecom"dan danişmanlik hizmeti aldi. Danişmanlik hizmeti kapsaminda Türk Telekom"da Ingiliz vatandaşi yabancilar da çalişmaya başladi. Ingiliz vatandaşlarinin Türk Telekom"da çalişmasi üzerine MIT"in, Ulaştirma Bakanligi"na bir yazi göndererek uyarida bulundugu ortaya çikti. MIT"in, bakanliga gönderdigi uyari yazisinda, "ajan sizmasina karşi dikkatli olunmasinin istendigi" belirtildi. 4 INGILIZ SINIR DIŞI EDILDI IDDIASI Daha önce Türk Telekom"da çalişan bazi Ingiliz vatandaşlarinin MIT tarafindan sorgulandigi ve sinir dişi edildigi iddia edilmiş ancak bu iddialar Ulaştirma Bakanligi tarafindan yalanlanmişti. Iddialara göre, Türk Telekom"da görev yapan 4 Ingiliz sinir dişi edildi. Telefon dinlemelerle ilgili gerekli önlemlerin alindigini ifade eden Ulaştirma Bakanligi Müsteşari Ibrahim Şahin, "Ulaştirma Bakanligi, böyle bir şeye firsat vermez. Biz o arkadaşlari yaziyla da uyariyoruz " demişti.

05.08.2006 - ABD, 'kan ve petrol peşinde koşan bir Drakula...
Venezuela Devlet Başkani Hugo Chavez, ABD'yi Drakula'ya benzetti.
Chavez, merkezi Katar'da bulunan El Cezire televizyonunda yayinlanan söyleşisinde, ABD'yi Israil'i desteklediginden ötürü eleştirerek, Washington yönetimine, ''Daima kan ve petrol peşinde koşan Drakula'' dedi.
Hugo Chavez, ''Israil'in Filistinlilere ve Lübnan'a karşi saldirisinin, bizleri de hedefleyen bir saldiri oldugunu hissediyoruz. Bu, faşist biçimde (Nazi lideri) Adolf Hitler'in tarzinda yürütülen bir saldiri'' diye konuştu.
Israillileri Hitler'in Yahudilere yaptiginin aynisini uygulamakla, Lübnan ve Filistinlilere karşi, enerji zengini bölgenin kontrolü çerçevesinde ABD'nin planladigi ''emperyalist bir saldiri'' yürütmekle suçlayan Chavez, ''Masum çocuklar ve aileleri öldürüyorlar'' dedi.
Venezuela, Israil'in Lübnan'a karşi sürdürdügü savaşi protesto amaciyla bu ülkedeki büyükelçisini geri çekmişti.
20.07.2006 - PKK silahlari Barzani´den...
Eski Pentagon çalişani Michael Rubin"e göre Türkiye"nin Kuzey Irak"a yapacagi müdahaleye ABD karşi çikacak.
PKK"ya silah, teçhizat, lojistik destek saglayan ve Türkiye"ye patlayici maddelerin geçişine göz yuman KDP lideri Mesud Barzani, Lübnan"daki Hizbullah lideri Hasan Nasrallah"a benzetildi.
Rubin, Barzani"nin, PKK"yi terörist örgüt olarak görmesine ragmen "meşru" buldugunu belirtti ve "Tayyip Erdogan, ayni argümani Hamas için yapiyor mu? Terörist teröristtir. Hamas da, Hizbullah da, PKK da terörist" dedi. Rubin, KDP"nin, PKK"yi kendi bölgesinde barindirdigini, Türkiye"ye patlayici madde geçirilmesine göz yumdugunu ve yüksek fiyatlarla silah ve teçhizat sattigini ifade etti. Rubin, "Aynen Hizbullah lideri Hasan Nasrallah gibi. Barzani, siniri denetlemeyerek, PKK"ya göz yumarak Türkiye"ye vuruyor" diye konuştu. Michael Rubin"e göre, Barzani, Washington"a, "Biz Türkiye"den daha iyi müttefikiz" telkininde bulunuyor. Rubin, "Mesud Barzani, ABD"den istedigi herşeyi aliyor. ABD"yi iyi kullanmasini biliyor. Başkan Bush da ona sicak bakiyor" dedi.
Haritalarinda Türkiye"nin kentleri var. Pentagon adina Irak"ta uzun süre kalan Rubin, Barzani bölgesindeki Haci Ümran"in kuzeyinde çok sayida silahli PKK militani oldugunu söyledi. Rubin, PKK"nin Avrupa"da topladigi paralarla KDP'den silah ve teçhizat satin aldigini ve Mesud Barzani"nin de "piyasanin üzerinde fiyatlarla" para kazandigini söyledi. Michael Rubin, "Erbil"de alti yil önce satin aldigim Kürdistan haritasinda Türkiye"nin kentleri yoktu. Bu sene aldigim haritada ise Türk kentleri var" dedi.

20.07.2006 - Işte Amerika'nin B.O.P. Haritasi ...
Neo-con'larin önde gelen isimlerinden emekli albay Ralphs Peters, Amerikan Silahli Kuvvetler dergisindeki makalesinde Ortadogu'da sinirlarin yeniden çizilmesi için çagri yapti.
ABD'li neo-con'lar (yeni-muhafazakarlar), Beyaz Saray'in 11 Eylül saldirisinin ardindan başlattigi Büyük Ortadogu Projesi'ne yeni bir boyut getirilmesi gerektigini dile getirmeye başladilar. Son olarak neo-con akiminin önde gelen isimlerinden emekli albay Ralph Peters, "Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Ortadogu'nun sinirlarinin yeniden belirlenmesi gerekiyor" çagrisinda bulundu. Peters, Amerikan Silahli Kuvvetler dergisinde yayinlanan "Kanli Sinirlar" adli makalesinde Beyaz Saray'a şu mesajlari verdi:
Türkiye bölünsün
* Avrupalilar kendi çikarlari dogrultusunda Ortadogu sinirlarini belirledi. Churchill'in mirasi bu sinirlarda yaşayan azinliklar, mutsuz ve umutsuzlar.
* Tarih bize, yapay sinirlarin her zaman istikrarsizliga yol açtigini ve aradan binlerce yil geçse de etnik temele dayanan sinirlarin tercih edildigini gösterdi.
* Eger sinirlar etnik köken ve din ekseninde yeniden çizilmezse bölgedeki istikrarsizligin sonu gelmez.
Agri Ermenistan'a
* Bu kapsamda nüfuslari 27 ila 36 milyon arasinda degiştigi söylenen Kürtler bagimsiz olmali. Özgür bir Kürdistan, Bulgaristan'dan Japonya'ya uzanan cografyanin en Bati yanlisi ülkesi olacaktir.
* Ermenistan Agri Dagi'nin da bulundugu tarihi topraklarina yeniden kavuşmali.
* Irak'in Sünniler ve Şiiler arasinda bölünmesi gelecekteki çatişmalarin önlenmesi konusunda kilit rol oynayacaktir.
* Suudi Arabistan'in Mekke ve Medine üzerindeki hakimiyeti Islam dünyasini derinden etkiliyor. Petrol zengini Suudi Kraliyet ailesi müslümanlarin başina gelen en kötü şeylerden biri. Vahabiligin Müslümanlik üzerinde etkili olmasina yol açti.
Mekke'ye Vatikan formülü
* Mekke ve Medine Suudi kontrolünden alinmali. Bölgenin bütün Müslüman gruplari barindiran bir konsey tarafindan yönetilecek bir Kutsal Islam Devleti'nin denetimine girmesi gerekiyor. Vatikan benzeri bir devlet, Islamiyet'in radikal akimlardan arindirilmasini saglayabilir.
* Israil'in 1967'den önceki sinirlara dönerek işgal ettigi topraklardan
çekilmesi gerekiyor.
* Iran'in kuzeyinde Azeriler'in ve güneydeki Beluclar'in bagimsizliginin saglanmasi, Tahran'da radikal yönetimlerin başa gelmesini önleyecektir.
* Suriye, Lübnan ve Ürdün'ün sinirlari yeniden belirlendiginde bu üçgendeki gerilim en alt düzeye iner.
* Ortadogu haritasi bu yönde degişmezse bölgede akan kanlarin arasinda Amerikan kani da olacak.
Albay Peters kimdir?
Emekli Albay Ralph Peters, eski ABD Başkani Bill Clinton'un danişmanligini yapti. Strateji uzmani olan Peters, neo-con'larin en önemli düşünce kuruluşlarindan Washington Enterprise Enstitüsü'nde görev yapiyor. Peters'in "Kanli Sinirlar" başlikli son makalesinin yayinlandigi Amerikan Silahli Kuvvetler dergisi (American Armed Forces Journal) ise 1863'ten buyana yayinlaniyor. Derginin resmi sitesinde yer alan açiklamaya göre okuyuculari arasinda Beyaz Saray yönetimi, ABD Savunma Bakanligi'nin üst düzey yetkilileri, generaller ve devlet liderleri bulunuyor.
Haritada gözden kaçirabileceginiz 4 önemli nokta.
1-Tebriz, Büyük Kürdistan'a birakilmiş. (Azerbeycan'in aşiri büyümesine izin yok).
2-Büyük Kürdistan, Denize çikişini Akdeniz degil Karadeniz'den yapiyor.
3-Türkiye Kafkasya (ve Orta asya) baglantisinin kesilmesi ABD ve Bati çikarlari açisindan bizim tahmin edemeyecegimiz kadar önemli.
4-GAP Büyük Kürdistan'a birakilmiş. (Israil'in tarim teknolojisi ile entegre ediliyor). Türkiye tarimi artik Konya ile idare eder. Bir de aşagidaki baglantiya bakmakta fayda var. Dost ve müttefik ABD'ne ait bir strateji grubu :
http://www.globalsecurity.org/military/world/war/kurdistan-maps.htm

20.07.2006
Içişleri Bakani Abdülkadir Aksu, imzasiyla yayimlanan gizli genelgeyle Israil vatandaşlarinin Türkiye'de taşinmaz satin alabilmeleri için gerekli olan 6 aylik ikamet şarti kaldirildi.
Israil için gizli satiş genelgesi Içişleri Bakani Abdülkadir Aksu'nun imzasiyla yayinlanan "gizli genelge" ile Israil'in Türkiye'den toprak satin alabilmesi kolaylaştirildi.
19 Temmuz 2003 ile 19 Nisan 2005 tarihleri arasinda toplam 7 milyon 889 bin 406 metrekarelik 13 bin 031 adet taşinmaz satildi.
Içişleri Bakanligi yayinladigi gizli genelge ile Israillilerin mülk edinmeleri için gereken "ikamet izni" ni devre dişi birakti. 1 Haziran 2006 tarihli genelge, Başbakanlik, Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanligi ile ilgili bakanliklara da gönderildi. Genelgeye göre Israillilere ikamet tezkeresinin verildigi tarihten itibaren üç aylik süre içinde gayrimenkul edinimi ile ilgili işlemleri tamamlamalari gerektigi hususunda bilgilendirilecek ve bu süre içinde tapu kayitlari istenecek.
7 Temmuz 2006 tarihli son rapora göre, Türkiye'de 61 bin 803 yabanciya toplam 56 bin 953 adet taşinmaz mal satildi. Bu taşinmazlarin toplam alani 178 milyon 702 bin metrekare. AKP iktidarina rastlayan 19 Temmuz 2003 ile 19 Nisan 2005 tarihleri arasinda toplam 15 bin 482 yabanciya, 7 milyon 889 bin 406 metrekarelik 13 bin 031 adet taşinmaz satildi. Israillilerin, sahip olduklari taşinmazlarin yarisindan fazlasini AKP iktidari döneminde almasi ise dikkat çekici. AKP iktidarinda 23 Israilli, toplam 47 bin 897 metrekarelik 68 taşinmaz satin aldilar. Yabancilarin aldigi taşinmaz sayisi, Türkiye genelinde 50 bini aşmiş durumda. Yabancilar arasinda Yunanlar da önemli bir agirlik teşkil ediyor. Yunanistan'in ardindan ikinci sirada Almanlar yer aliyor. En çok satiş yapilan il ise Istanbul. Istanbul'u Antalya takip ediyor.
GAP'i Yahudiler kapatti
Toprak satişi ile ilgili tartişma ve uyarilara Rahşan Ecevit de katilmiş ve şunlari söylemişti: " Yabancilar arazi satişiyla Türkiye'yi içeriden ele geçirmek amacindalar. Bir " işgal haritasi " sözkonusu. Bütün Trakya'yi Yunanlar aldi. Hatay elden gitmiş durumda. GAP topraklarini Yahudiler kapattilar. Ani Harabeleri'nin etrafini da Ingiliz şirketleri ele geçirdiler" Rahşan Ecevit'e göre Türkiye tapuyla işgal edilmiş, aylardir bu konu tartişiliyor olmasina karşin saglikli veri bulunamiyordu. Toprak satişlarinda dikkat çeken istatistiklerden biri de Suriye'nin Hatay'a olan ilgisi. Hatay'i haritasina dahi alan Suriye'ye de 4 bin 621 taşinmazin satildigi kayitlara geçti.

Enerjide çirkin oyun
Türkiye'nin yarisini karanliga gömen olay, stratejik kuruluşlarin özelleştirilmesinin nelere mal olacagini da belgeledi.Kendi elektrigini üreten şirketler şalter indirip Türkiye'nin imaji ile de oynadilar
ENERJI ve Tabbi Kaynaklar Bakani Hilmi Güler, önceki gün yaşanan kesinti olayinda devlet eliyle devlet soygununu da itiraf etti. Bakan 13 ili karanlikta birakan elektrik kesintilerinin kendi elektrigini üreten sanayicilerin saat 22.00'den itibaren ucuz elektrik satmamak için kendi santrallerini kapattigini, sistemden ucuz elektrik çekerek diger santrellere yük bindip arizaya yol açtiklarini bildirdi.
DOGALGAZLA elektrik üretimi yapan şirketler, 16.00- 22.00 arasinda elektrigi devlete kilowatt saati 112 bin liradan satiyor. Otoprodüktör ada verilen kuruluşlar, saat 22.00'den sonra 55 bin liradan satacaklari için maliyet karşilanmadigindan üretimlerini durduruyorlar. Bu pis oyun Türkiye'nin imajini da vurdu. Durumu turistlere izah etmekte güçlük çeken işletmeciler, yetkililere isyan etti.
Bakan'dan aci itiraf...
Enerji Bakani Hilmi Güler,Türkiye'yi karanliga gömen elektrik kesintisinin nedenlerini açiklarken stratejik kuruluşlarin özelleştirilmesinin nelere mal olacagini da sözleriyle belgeledi. Bakan 13 ili karanlikta birakan elektrik kesintilerinin kendi elektrigini üreten sanayicilerin saat 22.00'den itibaren ucuz elektrik satmamak için kendi santrallerini kapattigini, sistemden ucuz elektrik çekerek diger santrellere yük bindip arizaya yol açtiklarini bildirdi.
TÜRKIYE'nin yarisini karanlikta birakan elektrik arizasinin enerjide dişi bagimliligin nelere malolacagini ortaya koyarken bazi şirketlerin devlet eliyle devleti nasil soydugunu da belgeledi. Olay stratejik kuruluşlarin özelleştirilmesinin nelere mal olacaginin da aci bir belgesiydi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakani Hilmi Güler, önceki gece Ege, Akdeniz ve Marmara'da 13 ili karanlikta birakan elektrik kesintilerinin kendi elektrigini üreten sanayicilerin (otoprodüktörlerin) neden oldugunu açikladi.
Düzene bak
Güler, önceki akşam HaberTürk'de yayinlanan "Basin Kulübü" programinda, gazetecilerin önceki gece meydana gelen elektrik kesintisiyle ilgili sorularini yanitladi. Güler, bu şirketlerin saat 22.00'den itibaren ucuz elektrik satmamak için kendi santrallerini kapattigini, sistemden ucuz elektrik çekerek diger santrellere yük bindip arizaya yol açtiklarini bildirdi. Güler, "Özel şirketlerin (otoprodüktörlerin) devre dişi kalmasi sonucunda başka santrallere yük bindigini, santrallerin ikaz edilmelerine ragmen devreye girmedigini" kaydetti. Güler, "Böyle bir kesintinin tekrarlamasi ihtimali var mi?" sorusunu ise şöyle yanitladi:
Fiyat farki
Bir musibet bin nasihattan iyidir. Arkadaşlar etüd ediyor. Bir daha olmamasi için tedbir alinacak. Taraflarla da görüşülüyor. Fiyat mekanizmasi tekrar ele alinacak. 3.5 yildir elektrige zam yapmadik, o isteniyor.
Elektrikte pis oyun
Güler, kesintinin nasil gerçekleştigini adim adim şöyle anlatti:Saat 21.50'de Bursa Dogalgaz Çevrim Santrali ile Bursa Sanayi arasindaki iletim hattinda teknik bir ariza oldu. Bu, olabilecek bir ariza. Saat 22.00'den sonra ucuz tarife başliyor. Otoprodüktörler, ucuz tarifeden satmamak için sistemden elektrik aliyorlar. Bunun sonucunda aşiri yükleme oldu. Uyarilmalarina ragmen bu meydana geldi. Biz de Kemerköy, Yeniköy ve Yatagan'i tekrar devreye alip dengeledik. Böyle birşey ilk defa gerçekleşti. Meydana gelen zarari görüşecegiz. Güler, programin sunucusu Melih Meriç'in "Otoprodüktörler, kamudakiyle kendi ürettikleri elektrik arasindaki cazip fiyat farki nedeniyle kamudan elektrik aliyor ve sistemde ariza mi oluyor?" sorusuna ise "Evet" karşiligini verdi.
Turizm için kara gün
Önceki gece 'teknik bir ariza sonucu'meydana gelen ve 13 ili etkileyen elektrik kesintisi, Ege, Akdeniz ve Marmara'daki turizmcileri vurdu. Durumu turistlere izah etmekte güçlük çeken işletmeciler, yetkililere isyan etti.
Izmir yaklaiik 1.5 saat elektriksiz kalirken, Ege'deki bazi illere 5 ya da 6 saat sonra elektrik verilebildi. Izmir'de, kesintiyle birlikte asansörlerde mahsur kalan 35 kişi itfaiye ekiplerince kurtarildi. Jeneratör bulunmayan dügün salonlarindaki bazi dügünler mum işiginda yapilirken, çogu da ertelendi. Yerli ve yabanci turistlerin en yogun oldugu cumartesi gecesi yaşanan kesinti Çeşme'de esnafa kepenk kapattirdi. Ilçedeki otellerin çogunun iki yildizli ve küçük olmasi nedeniyle jeneratörünün bulunmadigini söyleyen Çeşme Turistik Otelciler Birligi Başkani Veysi Öncel, "Turizm için kara bir gün yaşadik. AB'ye girmek için ugraştigimiz bir dönemde zifiri karanlik yaşamamiz düşürdürücü. Hem maddi hem de manevi zarara ugradik" dedi
Kurtuluş öz kaynaklarda
Türkiyada kömürün sadece sobada ve kaloriferde kullanilmasi bizim gibi dogalgaza bagimli bir ülke için enerji ithalatina milyarlarca dövizin akitilmasi anlamina gelmekte.
Türkiye'nin enerjide dişa bagimliligi artarak sürerken kendi öz kaynaklarinizi tam olarak kullanamadigimiz gerçegi 13 ili karanlikta birakan son elektrik krizi ile bir kez daha örtaya çikti.
Yeraltinda ülkeyi bir kaç kez kurtaracak servet yatiyor. Ancak 2.2 trilyon dolarlik serveti yabancilarin müdahalesi nedeniyle işletemiyoruz. Maden sahalarimizin çogunun işletme hakki yabancilarin elinde. Enerji kaynaklari ve uzmanlarindan derledigimiz verilere göre, gelişmiş ülkelerde halen GSMH'de madenciligin payinin ABD'de yüzde 5, Federal Almanya'da yüzde 4, Kanada'da yüzde 3.7, Avustralya'da yüzde 6.5 ve Türkiye'de yüzde 1.2 oldugu belirlendi. Uzmanlar göre, Türkiye'de bu seviyenin yüzde 5'lere çekilmesi gerektigi kaydedildi.
Uzmanlar, maden gelirleri ile iç ve diş borçlarin ödenebilecegini vurgularken Türkiye'nin dünya madenciliginde bor tuzlari, krom, manyezit, pomza, mermer ihracatçisi, buna karşilik taş kömürü, demir, fosfat, linyit ve asbest ithalatçisi bir ülke olduguna deginildi.Türkiye'nin toplam maden ihracatinin yüzde 75'ini bor tuzlari ve türevleri ile mermer, krom ve endüstriyel minarellerden saglandigi belirtildi.
Türkiye'nin altinda servet yatiyor
Türkiye'nin yeralti kaynaklarinin 2.2 trilyon dolarlik bir degere sahip oldugunu belirten uzmanlar, maden gelirleri ile iç ve diş borçlarin ödenebilecegini bildirdiler. Türkiye önüne gelene avuç açarken yeraltinda ülkeyi bir kaç kez kurtaracak servet yatiyor.
2.2 trilyon dolarlik maden
Türkiye'nin dünya madenciliginde bor tuzlari, krom, manyezit, pomza, mermer ihracatçisi, buna karşilik taş kömürü, demir, fosfat, linyit ve asbest ithalatçisi bir ülke olduguna deginen enerji uzmanlari, Türkiye'nin toplam maden ihracatinin yüzde 75'ini bor tuzlari ve türevleri ile mermer, krom ve endüstriyel minarellerden saglandigini ifade ediyorlar.Türkiye'nin yeralti kaynagi açisindan 2.2 trilyon dolarlik bir degere sahip oldugunu belirten uzmanlar, '' Maden gelirlerimiz ile iç ve diş borçlarimizi bile rahatlikla ödeyebiliriz'' görüşünu dile getiriyorlar.
Alternatifler türlü türlü
Türkiyada kömürün sadece sobada ve kaloriferde kullanilmasi bizim gibi dogalgaza bagimli bir ülke için enerji ithalatina milyarlarca dövizin akitilmasi anlamina gelmekte. Oysa kömürün sanayide kullanilmasi,gibi, elektrik üretiminde kullanilmasi gibi alternatifleri var. Uzmanlar ünyada gaz ve petrol stoklarinin belli bir süre sonra tükenecegini belirtiyorlar. Oysa bizdedeki kömür potansiyeli ve stoku ülkemize, sanayimize 300-400 sene yetecek derecede.
2013 ve zor karar
Enerji Bakanligi'ndan yapilan belirlemelere göre Türkiye'nin enerji talebi 2020 yilina yüzde 200 artacak. Hidrolik ve linyit potansiyelinin tamami kullanilsa bile Türkiye 2013 yilindan itibaren enerjide üretim açigi yaşamaya başlayacak. Bakanligin yaptigi hesaplamalara göre yaklaşik 270 milyar kwh saat elektrigin hidrolik ve kömüre saglanmasi halinde 200 milyar kwh civarinda açik ortaya çikacak. Bu açigin 70 milyar kwh'ni dogalgaz santrallerin kapasitesine artirarak karşilamak mümkün. Ancak buna ragmen geriye 130 milyar kwh'lik açik kalacak.
Kömür zenginiyiz ama musluk başkasinda.
Türkiye'nin enerjide dişa bagimliligi sürerken, kömür rezervlerini tam olarak kullanamadigi bilerlendi. Çünkü, kömür zengini olmamiza ragmen musluk başkasinda. Yapilan hesaplamalar, Türkiye için enerji krizini 2013 yili olarak gösteriyor. Türkiye'de nükleer santral çalişmalari tartişilirken sahip oldugumuz zengin kömür Potansiyelide gündemdeki yerini koruyor. Kisa bir süre önce Türkiye'nin enerjideki dişa bagimliliginin önlenmesi için kömür potansiyelinin degrelendirilmesi gerektigi Uzmanlar tarafindan birçok platformda dile getirildi. Ukrayna-Rusya arasindaki gaz kirizi, birçok sanayi tesisimizin enerjisiz kalmasina ve bu tesislerimizin büyük zararlara ugramasina neden olmuştu Bu durum uzmanlar tarafindan yapilan enerjide kendi öz kaynaklarimiza dönme ve bu kaynaklari tam anlamiyla kullanma uyarilarinin hakliligini ortaya çikardi. Bugün enerji tüketiminde kömürünü payi Amerika, Avrupa ve Avustaralya'da yüzde 20 ile 30 arasinda iken bizde ise bu oran giderek düşmüş hatta yok denecek kadar azalmiş, yüzda 5'lerde kalmiştir.
Enerjide agir fatura
Ham petrol ve dogalgaz fiyatlari, Türkiye'nin yillik enerji maddeleri ithalati fiyatlarini artirmaya devam ediyor. Enerji ithalatinin 2006 yilinin tümünde 30 milyar dolari aşabilecegi tahmin ediliyor.
Türkiye Istatistik Kurumu'nun verilerinden yapilan hesaplamalara göre miktar olarak daha az ithalat yapilmasina ragmen Türkiye'nin enerji ithalati için yaptigi ödeme son bir yillik dönemde 7.2 milyar dolarlik büyümeyle 21.8 milyar dolara kadar çikti. Geçen yil ocak sonu itibariyle son bir yilda Türkiye, ham petrol, işlenmiş petrol ürünleri, dogalgaz ve kömür ithalati için toplam 14.5 milyar dolar ödemişti. Son bir yillik dönemde petrol ve petrolden elde edilen ürünlerin ithalatina ödenen tutar yüzde 44.9 artarak, 8.7 milyar dolardan 12.7 milyar dolara yükseldi. Dogalgaz ithalati ise 4.5 milyar dolardan 7.4 milyar dolara çikti. Kömür ithalati ise 1.3 milyar dolardan 1.7 milyar dolara kadar yükseldi.
Agir fatura
Eger bu yilin yilin kalan döneminde de ortalama ham petrol fiyati ocak ayinda oldugu gibi 57.6 dolar düzeyinde gerçekleşir ve ithalat miktari da geçen yil oldugu gibi 23.4 milyon ton düzeyinde kalirsa, geçen yil 8.7 milyar dolar olan ham petrol faturasi bu yil 9.9 milyar dolara kadar çikacak. Dogalgaz ve kömür gibi maddeleri de birlikte degerlendirdigimizde toplam enerji ithlati faturasinin ise 30 milyar dolari aşabilecegi belirtiliyor.
Tüketim artiyor
Yapilan revizyona göre 2007, 2008 senelerinde ilave 1 milyar metreküplük dogalgaz talep artişi öngörülüyor. 2009, 2010, 2015 ve 2020 tarihleri için öngörülen talep artişi ise 2 milyar metreküp. Türkiye'nin 2006 yilinda 29.5 milyar metreküp tüketmesi beklenen dogalgaz miktari, gelecek sene 32.7 milyar metreküpe çikacak. 2010 yilinda 44 milyar metreküpe ulaşmasi beklenen dogalgaz talebinin 2020 yilinda 63.2 milyar metreküpe yükselecegi hesaplandi.

13.05.2006- Büyük Bir Savaşla Karşi Karşiyayiz
Komplo teorilerinin uzman ismi Mahir Kaynak, Cuma günü yaşanan piyasa haraketliligine 'derin' bir gözle bakti. Işte Kaynaga göre Türkiye'nin yaptigi yanliş....
Piyasadaki hareketlilik
Adi piyasadaki hareketlilik olsa da gelişmeler sinirli kalacak gibi görünmüyor. Dövizdeki artiş, borsadaki düşüşün iç nedenleri olsa da dünyadaki büyük mücadelenin yansimalarini da içeriyor.
2001 krizi döviz çikişi ile tetiklendi oysa bugün döviz çikişi bir başlangiç degil gelişmelerin bir sonucu olacak gibi görünüyor. Bugün karşilaştigimiz ekonomik sorunun birinci nedeni konjonktürel degil yapisaldir. Bankalarin otomobil, konut ve genellikle beyaz eşya ve elektronik cihaz aliminda kullanilan tüketici kredileri iç talebin yapisinda hizli bir degişime sebep oldu. Bu kredileri ödeyenler diger mallara yaptiklari harcamalari kistilar. Gelirde bir artiş olmadigi için bu talep degişimi geleneksel olarak alinan mallara yapilan harcamalari azaltti. Bu sektörlerdeki daralmanin yarattigi işsizlik ve gelir azalmasi bir yandan kredi geri ödemelerini sinirlandirirken diger yandan genel bir daralma egilimi yaratti. Bu sürecin devam edecegi ve genele yayilacagi anlaşiliyor.
Olaya bir de siyasi etkenler katilirsa süreç daha ciddi bir boyut kazanabilir. Diş ve iç nedenlerin üst üste gelmesiyle gelişmelerin sorun haline dönüşmesine neden olabilir. Iran aslinda başli başina bir sorun degil daha büyük bir sorunun uç noktasi sayilmalidir. Genel olarak dünyada var olan ekonomik ilişkiler agi sürdürülemez hale gelmekte, bazi ülkelerin diş ticaret fazlasi vermesini zorunlu kilan modelin degişmesi gerekmektedir. Bugün Çin ve Japonya'nin ekonomisinin fazla, ABD'nin de açik vermesi bir zorunluluktur. Eger ABD diş ticaret açigini kapatirsa başka bir ülke ya da ülkeler grubu o rolü üstlenmek zorundadir. Bu, söz konusu ülkelerin üretim yapisinin bir sonucudur ve kisa sürede degiştirilemez.
Türkiye, ABD'nin rolünü, çok küçük bir boyutta da olsa üslenmek istemiştir. Yani sürekli diş ticaret açigi verecek ve bunu yabanci tasarruflarla kapatacaktir. Türkiye'ye yönelen paranin sermaye oldugu söylenemez. Bunlar üretim kapasitesini artiracak yönde kullanilmamakta, iç talebi finanse etmektedir. Bu model Çin modelinden tamamen farklidir ve ABD modeline benzemektedir.
Çin modelinin dogru oldugunu söylemiyorum. Onun modeli de üretiminin başkalarina kredi karşiligi satilmasi mecburiyetini dogurur ve ülke refahi artmadan zenginleşir.
Türkiye ekonomisi bir stratejiye dayanmadan yönetilmektedir. Ekonomik dengeleri tutturmak tek hedef haline gelmiş ve bunlarin saglanmasi bir başari sayilmiştir. Oysa izledigimiz modelin dünyada örnekleri vardir ve bu örnekler bir sinira dayanmiştir. Şimdi ortaya çikan çözümü zor sorunlar nedeniyle belki de büyük savaşlarla karşilaşacagiz.
Kisa vadede çare sayilan ve olumlu karşilanan gelişmeler uzun vadede büyük sorunlar yaratabilir. Türkiye ekonomisini tekstil ve turizme dayandirarak belli bir gelişme saglamiş ama bunun sinirina varinca, mesela tekstil, bir yük haline gelmiştir. Şu anda gelişmelerde tek belirleyicinin ekonomi oldugu söylenemez. Bölgedeki sorunlar ve gerçekte bununla ilişkili olan iç siyasi çatişmalar yeni bir aşamaya gelecegimizi ve firtinali bir döneme girecegimizi gösteriyor. Ancak ülkemizdeki sorunlar, görünüşte çok ciddi sanilmasina ragmen, hayati bir tehlikeye işaret etmemektedir. Yüzeydeki gelişmeler derinlikleri etkilemeyecektir.
Ancak iç politikaya yön vermek isteyenlerin iki alanda güvensizlik yaratmasi sürpriz sayilmaz. Bir yandan güvenlik endişesini ön plana çikaracak asayiş ve terör olaylari ile karşilaşirken diger yandan ekonomik sorunlarin artmasi beklenir. Sonucu taraflarin dünya ölçegindeki müttefiklerinin başarisi belirleyecektir.
Gelişmeler ekonomiyi ön plana çikaran ve onu bir mücadele araci olarak kullanan küresel sermayenin aleyhine gelişecek gibi görünüyor. Savaş ortaminda herkes refahini düşünmez ve sadece hayatta kalmaya çalişir.

Soykirim uzmani Türkler! "Emin ÇÖLAŞAN"
DÜNYANIN dört bir yaninda soykirim anitlari açiliyor. Bazi ülkelerde yasalar çikariliyor, yaptigimiz(!) soykirimlar resmen kabul ediliyor.
Bizim hükümetlerimiz bunlari seyretmekle yetiniyor.
Soykirimlari hep biz yaptik! Dünya tarihi Türklerin soykirim örnekleriyle dolu! Ermenileri kestik, Rumlari kestik, astigimiz astik, kestigimiz kestik!
Son olarak Yunanistan'in Selanik kentinde Rum Pontus soykirim aniti iki gün önce törenle açildi.
Ermeni soykirimi masallarini artik iyi biliyoruz. Birinci Dünya Savaşi'nda Dogu cephesinde Rusya ile savaşiyorduk. Osmanli vatandaşi Ermeniler, Rusya'dan sevk edilen Ermeni çeteleriyle birlikte ordumuzu arkadan vurmaya başladi. Van, Bitlis gibi nice kentlerimizi ele geçirdiler. Korkunç bir Müslüman kiyimi yaşandi.
Bunun üzerine zamanin Osmanli hükümeti l9l5 yilinda, savaşin en zor günlerinde bir karar aldi. Savaş bölgesinde ve yakin yörelerde yaşayan Ermenilerin "tehcir" adiyla bilinen toplu göçü başlatildi. Bunlar kafileler halinde bugünkü Irak ve Suriye topraklarina sürüldü. (O sirada oralari bizimdi.)
Kafileler yollarda saldiriya ugradi, gerçekten de üzücü olaylar yaşandi. Açliktan, hastaliktan çok sayida insan öldü.
Ama ortalikta bir soykirim yoktu. Eger olsaydi, Ermenilerin sayica en çok oldugu başkent Istanbul'da, ya da Ege'de bu soykirim yapilirdi. Oysa onlara dokunulmadi bile. Eger olsaydi, Anadolu'nun dört bir yaninda bir tek Ermeni kalmazdi.
Peki ne olmuştu?
Karşilikli çatişma, hatta savaş vardi. Kendi ülkesinin ordusunu arkadan vuran, düşman ordusuyla işbirligi yapip ülkesinin kentlerini ele geçiren Ermenilerle büyük savaş yaşandi. Devlet, kendini korumak için önlemler aldi ve bunlarin biri de toplu göç olayi idi.
Hadise budur.
***
Gelelim Pontus soykirimi olayina! Mustafa Kemal Paşa 19 Mayis 1919'da Samsun'a çikip ulusal savaşi başlattiginda, Karadeniz bölgesinde çok sayida Osmanli vatandaşi Rum yaşiyordu. Bunlar da rahat durmadilar.
Gerçi ordumuzu Ermeniler gibi arkadan -topluca- vurmadilar ama ihanet ettiler. Köyleri, kentleri çetelerle basip rahatsiz ettiler. Silah deposuna dönüşen okul ve kiliselerine Pontus bayraklari çektiler. Cephe gerisinde emniyet kalmadi. Amaçlari, savaş ve kargaşadan yararlanip geçmişteki Rum Pontus Devleti'ni yeniden kurmakti.
Rumlarla ilk mücadeleyi, katiksiz bir sivil kahraman olan Giresunlu Topal Osman başlatti. Daha önce Balkan Harbi'nde vuruşmuş, bir bacagi sakat kalmişti. Sonra Birinci Dünya Savaşi'nda dogu cephesinde Ruslara karşi savaşti. Ayni cephede 1920 yilinda Ermeni harekátina katildi.
Milli Mücadele'de oluşturdugu Karadenizli kahramanlar çetesiyle birlikte Rumlarla birebir çatişmalara girdi ve kazandi. Hemen ardindan Koçgiri Kürt isyanini ve yöredeki öteki isyanlari bastirdi.
En sonunda Atatürk'ün muhafiz birligi komutani olarak Ankara'ya geldi. Uzun süre adamlariyla birlikte Atatürk'ü korudu. 47. Giresun Gönüllü Alayi isimli birligi ile Sakarya Savaşi'na katildi.
1923 yilinda Meclis'te Atatürk karşiti bir milletvekilini öldürdügü iddiasiyla aranmaya başlandi ve Çankaya sirtlarinda çikan bir çatişmada öldürüldü.
Vatana ve Atatürk'e büyük hizmet vermiş bir sivil kahramandi.
Pontus deyince akla Topal Osman gelir. Topal Osman, Giresun kalesine gömüldü. Mezari, 1925 yilinda Atatürk'ün emriyle kalenin en yüksek yerinde yaptirilan anitmezara taşindi. Orasi yillardan beri bir ziyaret yeri.
***
Yunanlilar önceki gün Selanik'te Pontus soykirim anitini açtilar.
Peki biz Pontus (Karadeniz) Rumlarina soykirim uyguladik mi? Hayir, öyle bir şey kesinlikle olmadi. Savaşi kazandik ve yöre Rumlari kendiliginden anavatanlari Yunanistan'a göçtü. Aynen savaş sonrasinda Yunanistan'dan Türkiye'ye göçmek zorunda kalan soydaşlarimiz gibi.
Görüyorsunuz, hayali soykirimlar üretiliyor. Anitlar dikiliyor, yasalar çikariliyor.
Savaşlar sonrasinda Balkanlar'dan anavatana perişan durumda göç ettirilen milyonlarca insanimiz neler yaşamişti? Acaba onlara soykirim uygulanmiş miydi! Biz onlarin anisina bir 'Balkan Soykirim Aniti' açar miyiz?
Hayir. Korkariz, açamayiz.
Bizi yönetenler bu konularda hep sessiz, tepkisiz! Onlar sadece olanlari seyrediyor!
Bati dünyasi günün birinde karşimiza "PKK soykirimi" çikarirsa -ki çikaracak- hiç şaşirmayalim!
"Aman biz kimseyi kizdirmayalim, uslu çocuk olmayi sürdürelim. Sonra AB yolunda karşimiza engel çikarirlar!"

30.04.2006- - Kaleminden dolar damliyor. Ilnur Çevik... Ilnur Çevik gazetesinde Talabani ve Barzani'yi övdükçe ihale aliyor. K.lrak'taki ihalelerinin toplami 109 milyon dolara ulaşti. Amerikan Los Angeles Times gazetesi, Kuzey Irak'taki Kürt bölgesine yatirim yapan Türk şirketlerinin sayisinin 341'i aştigini yazarak, bu durumun ikili ilişkileri güçlendirecegini ifade etti. Kuzey Irak'taki pastanin en kremali dilimini alan kişi Turkish Daily News gazetesinin ortaklarindan gazeteci Ilnur Çevik oldu. Türk gazetecinin Çevikler adli şirketinin, Süleymaniye Havaalani ve Selahaddin Üniversitesi kampus inşaati dahil aldigi ihalelerin bedeli 109 milyon dolari buldu. Çevik 'başarisinin' sirrini gazeteci sifatiyla taniştigi Kürdistan Demokratik Partisi Başkani Barzani ve Celal Talabani ile kurdugu siki baglara borçlu oldugunu vurguladi. Çevik, gazeteye yaptigi açiklamayi şöyle sürdürdü:
"Hain ilan edildim"
"Barzani ve Talabani ile editör oldugum dönemde taniştim. Türk hükümeti ve Kürtler arasinda araci konumundaydim. Bu yüzden bazilari beni hain ilan etti, bazilari ise mali açidan bizi yok etmeye kalkti... 2003 harekatindan sonra ise Erbil'de Barzani ve Talabani'yle buluştum. Oturup konuştuk.. Benden Kürdistan'a güvenilir Türk yatirimcilar getirmemi istediler. Ben de ortakliklar kurarak bunu yaptim." Los Angeles Times araciligiyla Türk iş adamlarini Kuzey Irak'a yatirim yapmaya çagiran Ilnur Çevik, kurucusu oldugu The New Anatolian gazetesinde dün yayinlanan köşe yazisinda ise Türk hükümetine bir 'mesaj' gönderdi. Çevik "Neden Barzani'yi anlamaya çalişmiyoruz?" başlikli makalesinde şu ifadeleri kullandi:
"Istese müdahale eder"
"Benim gibi Barzani'yi taniyanlar, Ankara'nin Erbil'de iyi bir dostu oldugunu bilir. Barzani yönetimi Recep Tayyip Erdogan hükümetini gönülden destekliyor. Barzani, yillardir Ankara'nin kendisine saygi duymasini ve bir partner olarak görmesini talep ediyor. Buna ragmen bazi yüksek konumdaki kişiler, Barzani'yi PKK'ya karşi mücadelede kullanilan bir aşiret lideri gibi görüyor. Oysa bu kişiler Kürt liderlerin dünya standartlarinda bir yönetim anlayişina sahip oldugu anlamiyor. Öte yandan Türk medyasi Barzani'ye karşi kampanya başlatti. Basinda Barzani'nin Güneydogu'daki ayrilikçi akimlarin yaninda yer aldigina yönelik yorumlar çikiyor.
Eger Irakli Kürtler, Türkiye'nin içişlerine müdahale etmek istese bunu özellikle Güneydogu'da yapabilirler. Ancak bu gündemlerinde yok çünkü, böyle bir durumun uzun vadede kendilerine zarar verecegini biliyorlar. Peki biz neden bizle iyi dost olmak isteyen bir adami düşman yapmaya çalişiyoruz? Irakli Kürtler daha iyi bir gelecek istiyor ve bunun sadece Türkiye ile dost olurlarsa gerçekleşeceginin farkindalar."

23 Nisan 2006 Pazar günü, TBMM özel gündemiyle yapılan toplantıda Yaşar Nuri Öztürk’ün yaptığı konuşma :
Öztürk’ün konuşmasının içeriği doluydu, iletileri yüklü ve çok geniş kapsamlıydı. Ama, basında hiç yer almadı.
Basının dikkatinden kaçan ya da görmezden geldiği böylesi bir konuşmayı, hem canlı yayından izlememiş olabileceğinizi düşünerek, hem de kopyalayıp arşivinizde saklamanız için burada yayınlamayı uygun gördüm.
Burada, Sayın Başkandan başlayarak, ‘millî irade’ meselesi, doğal olarak, Millî Egemenlik Gününün anıldığı bu saatlerde, hatta, bazı eleştirel ifadeler de kullanılarak gündeme getirildi.
Şimdi, ben, bir eleştiri değil; ama, bir tespit yapmak istiyorum; çünkü, milletin yasama iradesinin anıtı, Kâbesi buradır. İleriye yönelik, bunun üzerinde hepimizin düşünmesi lazım.
Şimdi, millet iradesi burada tecelli eder. Yalnız, dünyanın mutlaka gördüğü; ama, bazı gerekçeler ve hesaplarla ifade etmediği, telaffuz etmediği bir gerçeği bizim görmemiz lazım ve bunun önlemini almamız lazım.
Şimdi, bu Meclis, bugün, şu haliyle, 360 kişilik bir sandalyeyle temsil edilen bir iktidara sahiptir; öyle bir hükümet çıkmıştır. Bu hükümetin ve bu sandalye sayısının arkasında, kullanılan oyların yüzde 34'ü, geçerli oyların yüzde 24'ü vardır. Yani, şimdi, bunu millet iradesinin tecelligâhı olan bu mekânda millî egemenlik tartışılırken, hiç değilse, bir biçimde ifade etmek lazım. Kopenhag kriterlerini bize ısrarlı bir biçimde veren ve hatta dayatan batının, bilmiyorum, hesaplarına uygun olsaydı, ‘Ben, yüzde 24 oyla yüzde 67 sandalye alan bir hükümeti, Kopenhag kriterlerine uygun, demokratik bularak, onu muhatap almam’ der miydi, demez miydi? Bu sorunun sorulması gerekir; ama, benim esas konuşmam o değil.
Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin egemenliği konusundan hangi vesileyle bahsedilirse edilsin, cumhuriyetin kuruluş yıllarında karşılaştığımız bazı badireler akla gelir ve onlar, bugün de akla gelmektedir. Egemenliğimizin daha ilk günlerinden beri karşılaştığı temel tehlikeler, bugün de aynıdır ve daima şu iki başlık altında belirginleşmektedir: Birincisi irticaî tehdit, ikincisi bölücü tehdit. Dikkatlerden kaçmayan bir başka nokta da bu iki tehdidin her zaman ve tartışmasız bir biçimde dışarıdan kotarıldığı ve içimizden kendisine destek ve yandaş bulduğudur.
11 Eylül terör olayının ardından siyasetlerini din, özellikle, İslam ekseninde yoğunlaştıran batı, Türkiye'de laik devletin egemenliğini sarsmak ve ülkemizi BOP projesi için bir atlama taşı ve ikmal merkezi haline getirmek maksadıyla, beklentisini daha çok irtica odaklı tahribe yönlendirmiş bulunuyor.
“İrtica” denince ne anlamaktayız? Bugün, aktüel konu, Bakanlar Kurulu’ndan, Millî Güvenlik Kurulu’na kadar konuşuluyor. Cumhuriyetin banisi büyük Atatürk, ‘irtica’ denince ne anlıyordu? Bunun cevabı, ciddî biçimde tespit edilmezse, ülkede hem tahrip kendini rahatlıkla saklar, hem de dindar insanlar rahatsız olur ve bu, ülkenin zararına olur sonuçta.
İrtica, dinin ihanet aracı yapılması halinde vücut bulan kötülüğün adıdır. Kurtuluş Savaşının zabıtlarını, tarihî vesikasını ve nihayet, lügatini kullanır, iyi tespit ederseniz, oradan ciddî bir irtica tanımı çıkar. İrtica, tarihte hep Hıristiyan Batı çıkarlarına kullanılmış ve işletilmiştir. Bunu da görmek lazım. Günümüzde daha çok ‘Siyasal İslam’ unvanıyla Batı tarafından sahneye çıkarılan irtica, tarihi boyunca desteği, itibarı, alkışı Müslümanlardan almış; ama, hizmeti, bilerek veya bilmeyerek, bir biçimde batı emperyalizmine vermiştir. Ne ilginçtir ki, bunu da tespit etmek lazım tarihin önünde, İslam’ın ana kaynağı Kuran, irticaı hem de irtica kökünden bir kelime kullanarak ‘ehlikitap hesabına işleyen fitne’ olarak tanıtmaktadır. İrticaın bu omurga noktasının iyi yakalanması lazım.
Bizim Kurtuluş Savaşı destanımız, temelde iki düşmana karşı verildi. Bunları da Kurtuluş Savaşı zabıtlarından alıyorum. Birisi vatansızlar, birisi de imansızlar. Atatürk, şöyle diyor bunu ifade ederken: “Birtakım vatansızların ve dinsizlerin propagandaları, bizim için hareket düsturu olamaz. Kurtuluş Savaşının serüvenini basiretle inceleyenler görürler ki, vatansızlar içinde önemli miktarda mürteci vardır. Yani, din perdesi altında ülke aleyhine hıyanet sergileyenler. Aziz milletvekilleri, şunu görmezlikten de gelemeyiz, üzerinde düşünmekten de kendimizi vareste tutamayız: Kurtuluş Savaşı verilirken, Kuvayı Milliye askerleri, altında şeyhülislam fetvası olan bir yazıyla ve Yunan uçakları, işgalci Yunan uçakları marifetiyle Anadolu halkının üstüne atılan bu fetvayla, kâfir ve katli vacip asiler olarak nitelendiriliyordu. Bunu görmeden Türkiye'nin geleceğine şekil vermenin ve kendimizi aldanmaktan kurtarmanın bir çaresi olacağı kanaatinde değiliz.
Eğer ortada bir ihanet yoksa veya bir dalalet yoksa din üzerinden oynanan, din omurgalı yanlışlar irtica diye anılamaz. Bu da çok hayatîdir. Bu ikisini birbirinden ayırmazsanız, dindar ile dinciyi ve din üzerinden hıyanet yapan ile din konusunda yanlışları olanı birbirine karıştırırsınız ve bu bir facia olur. Dindardaki yanlışlar, teknik tabirleriyle hurafe olur, cehalet olur, geleneksel tutuculuk olur. Bunların tümü, bilgisizlik, bilinçsizlik olayıdır. İrtica ise, bilinçli ve organize bir hıyanet ve dalalet olayıdır.”
Atatürk'ün gözüyle irtica nedir sorusuna da bakmak lazım. Atatürk, irticaı iki temel açıdan değerlendirmektedir; birisi felsefî ve genel açı, öbürü Kurtuluş Savaşı yapısı açısından. Birinci anlamda irtica, ölümsüz Atatürk'e göre, hayatı geri götüren ve güzel olan her şeyi tahribe yönelen bir şer unsurdur. Şöyle diyor: “Hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki; her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir. Bizim lisanımızda buna irtica denir.” Bu, genel çerçeve.
“Kurtuluş Savaşı destanının ölümsüz erleri irticaa karşı da savaş vermişlerdir.” Sadece işgalcilere karşı verilmiş bir savaş değil Kurtuluş Savaşı. “Bu erler, sarayın Teali İslam Cemiyeti adı altında memleketin her tarafında irtica hareketleri tertiplediğinden, onlarca defa şikâyetçi olmuşlardır.”
İrticaın, İslam’ın batıdaki baş düşmanı -bu, Atatürk'ün tabiridir- İngilizler tarafından beslenip kotarıldığı, Atatürk'ün, altını sürekli çizerek ifade ettiği bir gerçektir, otuza yakın yerde benim tespitim. Atatürk'e en büyük düşmanlığı da İngilizlerin yapması sebepsiz değildir. Bu da Kurtuluş Savaşı zabıtlarında var.
İrtica hıyanetinin Kurtuluş Savaşına problem çıkardığı günlerde, Atatürk şunu söylemiştir: “İrticaî hareketin teşvikçisi İngilizler olup, merkez beyni de İstanbul'dadır.” İrticaın, yine o günlerde Ermeni hainleriyle işbirliği yaptığını da Kurtuluş Savaşıyla ilgili zabıtlardan öğreniyoruz.
Atatürk, irtica gibi hurafeye de karşıdır; ama, hurafeye irtica ile aynı kefeye asla koymamıştır. Bizim, sanıyorum ki, 2000'li yıllarda hâlâ, içine düştüğümüz ciddî hatalardan birisi budur. Atatürk hurafeye de karşı, doğru; ama irticaa karşı tavrı hurafeye karşı tavrından farklıdır. Hurafeye hepimiz karşıyız. İrticaın ağır biçimde mahkûm edilişi dinsel karakteri yüzünden değil, hıyanet karakteri yüzündendir. Mürteci hain kadrolar, işin bu püf noktasına asla değinmezler, tam aksine, onu sürekli gözden kaçırarak, Atatürk'ü irticaa karşı değil de, dine karşı gösterirler. Oysa ki, Atatürk, hıyaneti söz konusu olmayan dinsel karşı çıkışların hiçbir eksikliğine, hiçbir hurafesine bakmadan onları bağrına basmış, hatta yüceltmiştir. Şu tarihî tespiti, O'nun ağzından arz etmek istiyorum, diyor ki: “Müslüman ahaliden vatan haini olanlardan gayrısının manevî kuvvetleri pek yüksektir.” Anadolu'ya kalpten bağlanarak geleceği beklemektedirler. Eğer dinî olumsuzlukların içinde dalâlet ve hıyanet karakteri yoksa, Atatürk, bunları, düşman bellememiştir; bunları, uyarı odağı olarak ve bunları acıma odağı olarak görmüştür.
Bir tarif daha veriyor: “Vicdan yerine düşman parası tanıyan alçaklık…” Bir tanım daha veriyor: “Millete düşman, düşmanlara dost olarak takip edilen haince siyaset” diyor.
Atatürk'e dinmez bir hınç ve hatta kin duyan Batı, irticaî hareketleri, antiemperyalist Atatürk cumhuriyetini kundaklama aracı olarak sürekli kullanmıştır ve ne yazık ki, bugün de kullanmaktadır. İslam dünyasında emperyalizme karşı mücadele ederek onu mağlup edip ona rağmen devlet kuran tek ülke Türkiye, tek lider de Mustafa Kemal Atatürk'tür. Onun içindir ki, emperyalizmin temsilcileri, uzantıları ve dahildeki hizmetçileri Atatürk'ü içlerine asla sindirememişler; onu, her zaman, yok etmek ve yıkmak için uğraşmışlardır. Atatürk devriminin sağladığı muhteşem gelişme, Türkiye'de bu gelişme, batıdaki benzeri gelişmelerden çok daha fazla bir şeydir; çünkü, batıda böylesi bir gelişme, dinin insan hayatından tümden kovulmasıyla sağlanmıştır. Oysa ki, bizde bu gelişme, Atatürk'ün ışığı sayesinde, dinin gerçeği ve ruhuyla kucaklaşan bir gelişmedir. İşte 100 000'e yakın camii, işte Türkiye…
Türkiye Cumhuriyeti sadece işte bunun için, Türkiye Cumhuriyeti sadece bizim için değil, bütün İslam dünyası için bir tür kutsal emanettir. Demokrasi ve ilerleme adına İslam dünyasına bugün nelerin reva görüldüğüne bakarsak, bu emanetin anlam ve önemi, bir kere daha, önümüzde tebellür eder. Bu emanetin anlamlarından biri de, bağımsızlık, demokrasi ve gelişmeyi emperyalizmin boyunduruğuna girmeden sağlamış olmaktır. Atatürk, emperyalizme karşı mücadelede İslam'ın ve Müslümanların istiklal şahsiyet ve direnişini feda etmeden demokrasiyi ve ilerlemeyi gerçekleştiren tek liderdir. Başkalarının vesayet ve boyunduruğuna girmeden, İslam’ın temel değerlerini koruyarak, demokrasi ve çağdaşlaşmanın olabileceğini fiilen gösteren de odur.
Emperyalist ruh ve emellerini bugün küreselleşme perdesi altında yaşatan batı, işte bu yüzden İslam dünyasında iki mirasın tahribini esas almıştır, stratejilerinin omurgasına oturtmuştur. Bu miraslardan birincisi, Hazreti Muhammed mirasıdır; yani, İslam’dır; ikincisi de, Mustafa mirası; yani, Atatürk Cumhuriyeti’dir. Egemenliğimizin, Kurtuluş Savaşı’nda ve bugün temel ve yıkılmaz direnç kaynağı olan bu iki miras, çeşitli bahaneler, operasyonlar, müdahalelerle yozlaştırılarak etkisizleştirilmek istenmektedir. Türkiye, bu iki mirasın en dirayetli coğrafyası olduğu içindir ki, BOP ve benzeri sömürü ve istila projelerinin öncelik ve ivedilikle hedefe Türkiye'yi yerleştirdiklerini görüyoruz. Türkiye, sadece anavatanı olduğu Atatürk mirasına yönelik tahribin değil, İslam mirasına yönelik tahribin de temel hedefi olmuştur. 11 Eylül sonrasının din ve özellikle İslam ekseninde seyreden siyasetlerinden en büyük ıstırap payını da, ne yazık ki, Türkiye almaktadır. Gelişmeler iyi niyetle değerlendirilseydi, bunun tam aksi olmak lazım gelirdi.
Değerli arkadaşlar, İslam mirasını çökertmek için Hazreti Muhammed'e hakaret ve Muhammed devrinin bittiğine ilişkin kampanyalar açıldı batı'da. İki strateji belirlenmiştir bu noktada: Birisi, Muhammed'e hakaret; birisi de, İsa'yı tek kurtarıcı olarak tekrar geri getirmek. Birinci strateji Müslüman düşmanı batılılara yazdırılıp çizdirilen hakaretlerle yürütülürken, ikinci strateji Türkiye'deki dinci cemaatlerin İsa methiyeleriyle kotarılmıştır. İsa, hepimizin Peygamberi. Biz, aynı kendi Peygamberimiz gibi, bir milim eksiği olmadan ona saygı duymak zorundayız; ama, bu saygı Hazreti Muhammed'i ve nihayet İslam coğrafyalarında İslam mirasının tahribini maskelemek için bir bahane yapılamaz. Yapılan budur.
BOP Projesine bir Peygamber aradılar; o, yeniden gelecek İsa; öyle belirlendi. Bir kitap lazımdı; onu da İncilleştirilmiş Kur'an olarak belirlediler. İslam mirasının tahribi sadedinde dinler arası diyalog, karma namaz, Kalvenist ve Protestan İslam denemelerinden sonra, Kur'an'ın İncilleştirilmesi sürecini de açtılar, yokladılar milleti, başarı çıkmadı tabiî.
Atatürk mirasına yönelen şer ise, tahribatını üç başlık altında öne çıkarmaktadır. Kişiden gittiğinde Atatürk'e saldırmakta, ilkeden gittiğinde laikliğe saldırmakta, kuvvet ve kurumdan gittiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırmaktadır. Bunu bazen sinsi, maskeli, bazen açık, zamana zemine göre seçeceği yolla ve sistemle yapmaktadır. Türkiye'yi ve Türk Devletinin egemenliğini tahrip siyasetlerinin saldırı hedeflerinde daima bu üç değer vardır.
Milletimizin hâkim kanaati şudur: Atatürk mirasını bir direnç gücü olmaktan çıkarıp, Anadolu'da 1071 Malazgirt'ten beri sürdürülen kavgayı tamamlamak istiyorlar. Kavganın Batı hesabına tamamlanmasını Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında, batı için büyük bir hayal kırıklığına dönüştüren Atatürk'tür. O yüzdendir ki, egemenliğimizi tacize yönelik bütün sataşmaların ilk hücum hedefi Atatürk ve onun büyük mirasıdır.
Batı, bir kin ve inat uğuruna akıl almaz çelişkilerin girdabına düşmektedir. Bir yandan, Türkiye'de, bugün, Amerika ve Avrupa basınında, özellikle Amerika'da İslam’ı faşist bir gelişmenin Atatürk rejimini yıkmak istediğini söylüyor. Öte yandan, Hantington kuramları ve Avrupa Parlamentosu raporlarıyla bize Atatürk'ten vazgeçin dayatması yapmaktadır. İşte, çelişki ve tutarsızlık budur. Batı, özellikle ABD, eğer Türkiye'de böyle bir gidiş olduğuna inanıyor ve bundan ürküntü duyuyorsa, BOP meyanındaki ılımlı İslam projesinden vazgeçip, Türkiye'nin de, kendisinin de hayırına olacak yeni bir proje öne çıkarmalıdır.
Ilımlı İslam adıyla küresel Hıristiyan odakların öne çıkardığı projenin yarattığı tahrip ve hayal kırıklığı çok derin olmuştur. Bunun yarattığı travmadan halkımız hâlâ kurtulmuş değildir. Ortadoğu'yu, ama öncelikle Türkiye'yi hedef alan bu ılımlı İslam nedir? Siyaset bu eksende yürütülüyor. Bununla kastedilen bizim dinimiz İslam olamaz; çünkü, İslam’ın ana kaynağı Kur'an, getirdiği dinin adının tek kelimeyle ‘İslam’ olduğunu ve bu ad üzerinde hiçbir kişi ve kuvvetin operasyon yapma hakkı olmadığını açık ve ısrarla bildirmektedir. O halde, ılımlı İslam denilen ne idüğü belirsiz sözde dinin merkezine oturduğu BOP Projesi, o proje de bizim içinde yer alacağımız bir proje olamaz. Bizim içinde yer alacağımız bir projenin her şeyden önce bizim temel değerlerimizi tahrip etmemesi gerekir ve bir de bu projede bu coğrafyanın kaderiyle ilgili kararların alındığı masada Türkiye'nin olması gerekir. O masada olmayan Türkiye'ye masada kararlar alındıktan sonra taşeronluk ve hizmet görevi -yıllardır beri yapılan budur- verildiğinde, buna Büyük Türkiye'nin ve bu ülkenin millî iradesinin saygı duyması ve geçit vermesi mümkün olmamalıdır diye düşünüyoruz.
Son zamanlardaki karikatür krizinin Müslüman vicdanlarda aştığı yara da çok derin olmuştur. İslam’dan nefretini her vesileyle dile getiriyor, öte yandan, kendisine itaatkâr olacağını düşündüğü hurafeci bir din modelini, Türkiye'yi kullanarak yaygınlaştırmak ve diğer İslam coğrafyalarına da dayatmak istiyor.
Batı'nın, Atatürk Cumhuriyetini tahripte ikinci kanadı olan AB, egemenliğimizi taciz anlamına gelecek taleplerini açık veya dolaylı yollardan, giderek artan bir dozda sıralamayı sürdürmektedir. Son talepleri, Fırat ve Dicle havzasının kontrolünü ele almak olarak ifade edildi. Türkiye'nin, AB'ye ortaklık hayali uğruna, artık, verecek hiçbir şeyinin kalmadığı düşüncesindeyiz. Bu hayale ulaşmak için biz ısrar ettikçe, onlar verilemeyecek şeyler istemektedirler. Türkiye, artık, verilecek bir şeyi kalmadığını anlamak ve kabul etmek zorundadır diye düşünüyoruz. Türkiye, AB'ye ortaklık hayalinden vazgeçip, alternatifini, kendi ruh ve dirayetinden kendisi yaratmalıdır.
Son bir cümle olarak şunu arz etmek istiyorum: Kurtuluş Savaşı gibi muhteşem ve müthiş bir destanı yazmış milletin çocuklarının, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak için gereken ateşi, kendi topraklarından yaratacak gücü göstereceklerine olan inancımı tekrarlıyorum…
Ilımlı İslam denen bu dayatma din projesinin, Türkiye açısından ikinci tahribine de dikkat çekmek lazım. Bu da, demokratik, laik, hukuk devleti için yarattığı tehdittir. Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti midir ki ılımlı İslam türünden bir tercih kendisine öneriliyor veya dayatılıyor?! Burası, anayasal, laik, bir hukuk devletidir; yani, bize bir din devleti türü değil de, ‘falancası’ diye bir dayatmanın yapılması, Türkiye'de millî egemenliğin tahribinin bir başka ifadesi olarak görülmesi lazım. Eğer, ılımlı İslam’la Türkiye dışındaki ülkelere bir şeyler verilmek isteniyorsa, o zaman, karma namaz, Kalvenist ve Protestan İslam denemelerini, mesela Suudi Arabistan'da, Katar'da, Kuveyt'te, Irak'ta yapsınlar. Ilımlı İslam böylesine bereketliyse, Irak'ı neden kanlı bir işgalle dehşet cehennemine döndürdüler? Götürselerdi ılımlı İslam’ı, iki hafta sonra demokrasi gelseydi…
Batı, Türkiye'de, kendine itaati dinleştirecek bir din devleti kurmak istiyor. Bu istek, Türkiye'de, Batı'nın çıkarlarına zarar vereceği düşünülen toplumcu gelişmelerin ezilmesi pahasına işlerlik kazanmaktadır.
 24.04.2006 - Ermeni mezaliminin canli taniklarindan Ermeni işkencesi
Leylan Toktamişli (101), Pürüze Polat (102), Tamariye Polat (110) ve Ali Asker Türk (110), Ermeni mezaliminin canli taniklari olarak Igdir'in Karakoyunlu ilçesinde yaşiyorlar. Ermenilerin Türkleri toplu olarak katlettigi dönemde henüz çocuk yaşlarda oldugunu belirten 101 yaşindaki Leylan Toktamişli, Ermenilerin yaşadiklari köyde genç yaşli demeden herkesi katlettigini söyledi.
Ermenilerin köylerine yaptigi baskinda annesinin kendisini kaçirdigini ve kirsal alanda bir süre yaşadiklarini belirten Toktamişli, döndüklerinde köylerinde birçok kişinin öldürüldügünü ve evlerinin yakildigini gördügünü ifade etti.
Ermeniler masum insanlari katlettiler
Karakoyunlu ilçesinde yaşayan 102 yaşindaki 9 çocuk ve 58 torun sahibi Pürüze Polat da Ermenilerin köylerine baskin yaptigini ve canlarini zor kurtardiklarini, bir süre Agri Dagi'nin eteklerinde kamiştan yaptiklari evlerde yaşamak zorunda kaldiklarini söyledi.
Polat, Ermenilerin özellikle Alikamerli, Yayci ve Oba köylerinde katliamlar yaptiklarini belirterek, ''Ermeniler büyük zulüm yaptilar. Genç, yaşli, çocuk demeden herkesi katlettiler. Allah o günleri bir daha göstermesin'' diye konuştu.
Tamariye Polat (110) da babasini Ermenilerin öldürdügünü belirterek, ''Babamin cenazesini bile bulamadik. O günleri asla unutamam'' dedi. Yine ayni ilçede yaşayan 110 yaşindaki Ali Asker Türk ise Ermeni mezaliminin oldugu dönemde 10 yaşinda oldugunu söyleyerek, şunlari kaydetti:
'Ermeniler gelince, köyümüzden Cennetabat köyüne kaçtik. Oradan
Ramazanköy'e ve Iran'a geçtik. Iran'da 1-2 yil kadar kaldik. Ardindan
yeniden vatanimiza döndük. Ermeniler çok eziyet ettiler. Masum insanlari katlettiler.''
Soykirim yalandir
Kitap ve makalelerinde sözde Ermeni soykirimi hakkinda delil bulunmadigini iddia eden Prof. Guenther Lewy, bugünkü anma günü (24 Nisan) öncesinde Hürriyet'e konuştu. Lewy, resmi tezi savunan Türk tarihçilerin "akademik kalitelerini" eleştirdi ve "Ermeniler ise diş yardim olmadan da tezlerini dile getirebilmeli ve Türkleri dinlemeye katlanabilmeliler" dedi.
ABD'nin Massachusetts Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Guenter Lewy, emekliye ayrilmasinin ardindan geçen yil kaleme aldigi "Osmanli Türkiyesi'nde Ermeni Katliamlari: Tartişmali bir Soykirim" başlikli kitap ve yil sonunda yayinlanan "20'inci Yüzyilin Ilk Soykirimi mi" başlikli makalesiyle Türk tezlerine destek vererek, sözde Ermeni soykirimina dair herhangi bir delil bulunmadigini Bati kamuoyuna duyurdu. Lewy, elde yeterli kanit olmadan, parlamentolarin tarih yaziciligina soyunarak Ermeni soykirimini inkar edenlere hapis cezasi öngören yasalar çikarmasini veya şehirlerde soykirim anitlari dikmesini eleştirdi.
Lewy, Hürriyet'in sorularini yanitladi:
Geçen ay Frankfurt'ta bir konferansta, Türk tezlerini savunan Avusturyali Prof. Erich Feigel'in konuşmasi Ermeniler tarafindan engellendi. ABD'de bir televizyon tartişmasinda da Türk tezlerinin seslendirilmesine izin verilmedi. Sizse hala israrla "Ermeni soykirimi yalandir" diyorsunuz.
Birinci Dünya Savaşi sirasinda hem Türkler, hem Ermeniler birbirlerine karşi birçok yanliş yaptilar. Ama "önce Türkler öldürdü" iddiasi yalandir. Ermeniler'in soykirim kurbani olduklarina inanmiyorum.
Ermeni engellemeleriyle karşilaşiyor musunuz?
Ermeni lobisi bugüne kadar dünyanin her yerinde son derece etkili olmuştur. Entelektüeller de genelde mazlumun yaninda yer almak istediklerinden, Ermeniler kendilerini ezilen taraf olarak gösterip sempati topluyorlar. Türk tarafi davasini savunmakta beceriksiz kaldi. Bunun nedeni de resmi tezi savunan Türk tarihçilerin birer akademisyen olarak düşük kalitede olmasi, bu yüzden Türkiye dişinda ciddiye alinmamalaridir.
Orhan Pamuk'un sözleri ve yargilanmasi hakkindaki görüşünüz nedir?
Bizi, Osmanli Türklerinin 1 milyon Ermeni, 30 bin de Kürt öldürdükleri iddiasina götürecek herhangi bir delil ortada yok. Ama Pamuk hakkindaki suç duyurusu da ifade özgürlügünün ihlalidir. Demokratik toplum, kisitlanmamiş bir diyalog ortami gerektirir. Bilgisizce, aptalca konuşmalarin bile seslendirilmesine izin verilmelidir.
Isviçre'de Ermeni soykiriminin inkari suç kilindi. Fransa'da daha önce kabul edilen sözde soykirim yasasinin ise geri çekilmesi gündemde...
Yasamanin görevi yasa yapmaktir, tartişmali tarihi konularda hüküm vermek degil. Fransa parlamentosunun bu önemli gerçegi anlayacagini ve yasayi geri çekecegini umuyorum. Her tür delille sabit bir gerçek olan Yahudi soykirimini inkar edenlere karşi çikarilan yasa dahi, ancak savaş sonrasindaki birkaç yilda Almanya ve Avusturya için anlamliydi. Bu yasalara artik hiçbir yerde ihtiyacimiz yok. Ermeniler, görüşlerini yasal yardim olmadan da savunabilmeli.
Peki gelecekte ne yapilmasi gerekiyor?
Tek tarafli, dengesiz savunma pozisyonundan çikmak, dönemi bütünüyle ele almak gerekir. Herşeyden önce hem Ermeniler, hem de Türkler, "Soykirim miydi, degil miydi" tartişmasini birakmalidir. Tarihi, siyasi ve milliyetçi kamplarin polemiklerinden kurtarmak zor bir görev olsa da, ben bir gün bunun başarilacagina inaniyorum.

24.04.2006 - Sinan Aygün: Türkiye'nin güvenligine mayin döşemeyelim! Ankara Ticaret Odasi (ATO) Başkani Sinan Aygün, Türkiye'nin güney sinirindaki mayinli arazilerin temizlenerek organik tarima açilmasi projesine kuşkuyla baktiklarini biuldirdi.
Aygün yaptigi yazili açiklamada, geçen günlerde Nusaybin'de bulunan petrol ile birlikte, projenin derhal durdurulmasi gerektigini kaydederek, ''mayin temizleme işinin yabanciya verilmesinin sakincasi,bölgede çikan petrol ile tescillenmiştir'' dedi.
Bölgede petrol bulunduguna dair çok sayida emarenin bulundugunu, uzmanlar tarafindan açiklamalar yapildigini hatirlatan Aygün, mayin temizleme projesine olan yabanci ilgisinin boşuna olmadigini dile
getirdi.
Sinirdan terörist geçişinin devam ettigi ve bölgenin ''ateş çemberinde'' oldugu bir dönemde mayinlari temizlemenin, güvenlik zaafina yol açabilecegi uyarisinda bulunan Aygün, mayinlarin temizlenmesi kararinin 2001 yili ortalarinda alindigini ancak bölgede şartlarin degiştigini belirtti.
Aygün, ''Her gün bir şehit cenazesini topraga verirken, yarbayimiz şehit olurken, mayinlari temizleyecegiz diye Türkiye'nin güvenligine mayin döşemeyelim'' dedi. ATO Başkani Aygün, bazi Avrupa ülkelerinin PKK'ya mayin temin ettiklerinin de bilindigini vurgulayarak, ''Bize mayinlari temizleyin diyorlar. PKK'ya mayin veriyorlar. Madem mayinlari temizletiyorsunuz,
neden mayin üretiyorsunuz? Neden PKK'ya mayin veriyorsunuz?'' şeklinde
konuştu.
Israil'in ilgisi kafa kariştiriyor!
Mayin temizleme işinin 49 yilligina ''yap-işlet-devret'' formülü ile ihale edilecek olmasini da eleştiren Aygün, bölgedeki gelişmeler dikkate alindiginda, ''ihaleye Israil'in ilgi göstermesinin'' kafa kariştirdigini iddia etti.
Aygün, Türkiye'nin sinir komşulariyla iyi ilişkiler içinde olmayan Israil'in tarim bahanesiyle bölgeye yerleşmesi ihtimali ve bunun yol açabilecegi sonuçlari iyi hesaplamak gerektigini vurguladi.
Türk Silahli Kuvvetleri'nin 57. hükümet döneminde yaptigi ön çalişmaya göre mayin temizleme işinin 35 milyon dolar maliyetle 2 yil içinde tamamlanabilecegini kaydeden Aygün, şöyle devam etti: ''Maliye Bakanligi, maliyeti yüzünden yap-işlet-devret modelini öngörüyor. Iki Kibris büyüklügündeki arazi, 49 yilligina mayini temizleyecek şirkete tahsis edilecek. Ayrica bu mayinlari yine Türk vatandaşlari temizleyecek ve ölecekse onlar ölecek.
Mayin temizlemenin bedeli, bu degerli ve stratejik araziyi 49 yilligina kiralamak midir? Israilli firmalar ihaleye büyük ilgi gösteriyor.
Türkiye'nin güvenlik açisindan en riskli bölgesinde, böyle bir arazinin neredeyse yarim yüzyilligina yabancilara kiralanmasini dogru bulmuyoruz. 49 yil sonra bu arazilerin Israil'e satilmayacagini kim garanti edebilir? Osmanli Kibris'i böyle kaybetmişti. Israillilerin bölgeye ilgisi Tevrat'taki 'vaad edilmiş topraklar' meselesini akla getiriyor.
Mardin'de 49 bin, Hatay'da 36 bin, Kilis'te 34 bin, Gaziantep'te 15 bin, Urfa'da 55 bin, Şirnak'ta 16 bin dönüm vatan topraginin 49 yilligina yabancilara tahsis edilmesi, güvenligimizi tehdit eder. Bütün bunlar bu yana bölgede petrol oldugu ortaya çikti. 49 yillik kira müddeti boyunca bölgedeki petrol kimin olacak?
Kiraci petrol üzerinde hak iddia etmeyecek mi? Bu proje derhal durdurulmali
Bu projeye devam etmek ülkenin güvenligini ve yer alti kaynaklarini tehlikeye atmaktir.''

19.04.2006 - BEDAVA VERECEKLERDI
SURIYE ve Irak sinirindaki mayinli arzilerin temizlenmesi için Dişişleri Bakani Abdullah Gül'ün "40-50 milyon dolarlik bütçe, mayinlarin yer degiştirmesi yüzünden 500 milyon dolara çikti. Bu kadar paramiz yok" demesi vatandaşlari ayaga kaldirmişti. Yapilan araştirmalarda, sinirdaki arazilerin mayinlari temizleme karşiligi 49 yilligina Israilli firmalara devredilmek istendigi ortaya çikti.
Şimdi petrol fişkiriyor
ANCAK mayinli arazilerin temizlenmesini beklemeyen Türkiye Petrolleri Anonim Ortakligi, sinirin hemen yaninda sondaj çalişmalari başlatti. Bati Kozluca'da açilan 3 kuyuda da bin 300 metreye inildiginde, 12-13 gravite kalitesinde petrol fişkirmaya başladi. TPOA bölgede 10 kuyu daha açmak hazirliklari yaparken, Türk'ün malini yutmaya hazirlanan Israil'in hevesi kursaginda kaldi.
Mayinli arazide petrol
AKP iktidarinin 49 yilligina Israil'e vermek istedigi mayinli araziden 'siyah altin' çikti. TPAO, Suriye sinirinda açilan 3 kuyuda petrol bulundugunu açikladi
Israil'e verilmek istendigi için tartişmalara yolaçan mayinli arazide ilginç bir gelişme yaşandi. Bu arazilerdeki topragin altinin zengin petrol yataklari oldugu ortaya çikti. Suriye ve Mardin'deki mayinli arazilerin yakinlarinda Türkiye Petrolleri Anonim Ortakligi'nca yapilan çalişmalar olumlu sonuçlar verdi. Her iki ildeki mayinli arazilerde de petrole rastlandi.
TPAO açikladi
Türkiye Petrolleri Anonim Ortakligi (TPAO), Suriye sinirinda açilan 3 kuyuda petrol bulundugunu bildirdi. Geçen yilin Aralik ayinda Suriye sinirinda petrol arama çalişmasi başlatan TPAO, Mardin'in Nusaybin Ilçesi'nde açtigi 5 kuyudan 3'ünde petrol buldu. TPAO Batman Bölge Müdürü Bayram Kara, 2005 yilinin Aralik ayinda Suriye sinirindaki mayinli alanin yaninda petrol arama çalişmasi başlattiklarini belirterek, Çamurlu ve Sinirtepe'de birer, Bati Kozluca'da ise 3 kuyuda sondaj çalişmasi başlattiklarini söyledi. Bati Kozluca'daki sondaj çalişmalarinda 3 kuyuda da 12-13 gravite kalitede petrol bulduklarini ifade eden Kara, şöyle dedi:
12-13 gravite
"Petrol fiyatlarinin yüksekligi ve zaman kaybi nedeniyle mayinli arazilerin temizlenmesini beklemeden petrol arama çalişmalarina başladik. O alana uygun kulelerle sondaj çalişmalarini sürdürüyoruz. Bati Kozluca'daki 3 kuyuda bin 300 metrede petrol bulduk. Bu 3 kuyumuzda da üretime başladik. Çikarilan petrolün kalitesi 12-13 gravitededir. Rezerv, yapilacak incelemelerin ardindan belirlenecek. Zaten Suriye'nin de sinirimiza yakin noktalarinda çikardigi petrolün gravitesi aynidir. Çamurlu ve Sinirtepe'deki kuyularda çalişmalar sürüyor. Bu 3 bölgede toplam 10 kuyu açacagiz."
Çalişmalar sürecek
Bölge Müdürü Kara, sinirdaki mayinlarin temizlenmesinin ardindan büyük kulelerle petrol aramasina başlayacaklarini ve çalişmalarin bu 3 bölgeyle sinirli kalmayacagini da belirterek, "Biz sinira yakin kesimlerde zaten petrol üretimi yapiyorduk. Ama bu kez mayinli arazilerin hemen yaninda üretime başladik. Mayinlarin temizlenmesinin ardindan başka bölgelerde de petrol arayacagiz" dedi.
Cudi Dagi'nda sismik arama
TPAO Batman Bölge Müdürü Bayram Kara, kiş mevsiminin sona ermesinin ardindan faaliyetlerinde hizlanma yaşandigini belirterek, şunlari söyledi: "Agir kiş şartlari nedeniyle sismik arama çalişmalarimiza ara vermiştik. Bu çalişmalara yeniden başliyoruz. Chevron şirketi ile Cudi Dagi'nda sismik arama çalişmalarina Mayis ayinda başlayacagiz. Siirt'in Pervari Ilçesi'ndeki Okçular kuyusunda sondaj çalişmalari sürüyor. Şu anda 2 bin metreye indik. Bu kuyuda 5 bin metreye kadar inecegiz. TPAO Batman Bölge Müdürlügü olarak günlük 20 bin varil petrol üretiyoruz."
29.03.2006
AB dayatti, OHAL kalkti, PKK ile mücadelede başa dönüldü. Terörist cenazelerini bahane eden bölücüler, Diyarbakir'i savaş alanina çevirdi.
* Roj TV'nin "Kepenkleri kapatin" çagrisi üzerine göstericiler, taş ve sopalarla dükkânlara saldirdi.
* OLAYLARIN büyümesi üzerine Özel Harekât Timleri ve jandarma birlikleri kente girerek müdahalede bulundu.
* Siirt'te teröristin cenazesini taşiyan devlete ait ambulansa Öcalan posteri ve PKK paçavrasi yapiştirildi.
* Adana'daki cenaze töreninde, PKK'li göstericilerle polis çatişti. Bölücüler, taş ve sopalarla ortaligi dagitti.
Hedefleri devlet
Teröristler, devlete ait bütün kurumlari
hedef aldi. Taş yagmuru, olaylari
görüntülemeye çalişan gazetecileri de
kanlar içerisinde birakti.
Öcalan posteri ellerde
MuŞ'un Şenyayla bölgesinde Mehmetçige kurşun atarken ölen teröristlerden Bülent Tanişik, Muzaffer Pehlivan, Mahmut Güler ve Kenan Demir'in cenazelerinin Diyarbakir'a getirilmesiyle ortalik karişti. Terör örgütü yanlisi yaklaşik 5 bin kişilik grup, PKK'yi simgeleyen bezler ve bebek katili Abdullah Öcalan posterleriyle yürüyüş yapti.
Mehmetçigi taşladilar
TerörIstler, önce 2'nci Taktik Hava Kuvvet Komutanligi'nin önünden geçerken, nöbet tutan askerleri taşladi. Ardindan da 11 Nisan Polis Karakolu'na saldirip, araçlari ve binayi tahrip etti. Molotof kokteyli attiklari panzerleri ateşe veren bölücüler, isyan provasi sirasinda saglik ocaklarini, işyerlerini, banka şubelerini taşlarla tahrip etti.
NEVRUZ'DA YAPTIKLARI YANLARINA KÂR KALINCA DIYARBAKIR'DA KUDURDULAR
NÖBETTEKI ASKERI TAŞLADILAR
PKK yandaşlarinin, 2'nci Taktik Hava Kuvvet Komutanligi önünde nöbet tutan askerleri taşa tutarak başlattigi isyan provasi, şehir merkezine kadar sürdü. Polis panzerlerini ateşe veren terör yandaşlarinin yaraladigi iki polisin bicaklandigi belirtildi.
Iş çigirindan çikti
Mehmetçige kurşun sikarken öldürülen teröristlerin defnedilmesinin ardindan olaylar çikti. Diyarbakir sokaklarini birbirine katan PKK yandaşlari molotof kokteylleri ile polis panzerini ateşe verdiler
Polisin müdahelesi olaylari dindirmekte yetersiz kalinca şehre Jandarma ve Özel Hareket Timleri girdi. MHP Il Başkanligi'nin da taşlandigi olaylarda, 10 polis ile 3 gazeteci yaralandi, çok sayida PKK yandaşi gözaltina alindi .
Uydu araciligiyla PKK çizgisinde yayin yapan Roj TV'den, gün boyunca 'Kepenklerinizi kapatin' çagrisi yapildi. PKK yandaşlari Roj Tv'nin çagrisina kulak vermeyen işyerlerini taş ve sopalarla kullanilamaz hale getirdi.
Nevruz Bayrami kutlamalarini gövde gösterisine dönüştüren PKK terör örgütü yandaşlari, dün de Diyarbakir'i bir birine katti. Geçtigimiz günlerde Bingöl-Muş kirsalinda öldürülen 14 teröristen 4'ünün cenazesi dün sabahin erken saatlerinde aileleri tarafindan teslim alinarak Şefik Efendi Camii'ne getirildi. Burada kilinan cenaze namazinin (!) ardindan, dört teröristin tabutu terör örgütü PKK'yi simgeleyen bezler ve Öcalan lehine atilan sloganlar eşliginde Yeniköy mezarligina getirildi. Cenazelerin mezarliga getirilişi sirasinda 2'nci Taktik Hava Kuvvet Komutanligi'nin güvenlik noktasinin bulundugu yerde, gruptan bazi çocuklar nöbet tutan askerlere taş atti. Buradaki gerginlik fazla büyümeden önlendi.
Hatip Dicle de oradaydi
Mezarliga getirilen cenazelerin topraga verilişi sirasinda konuşma yapan, kapatilan DEP'in Diyarbakir eski Milletvekili Hatip Dicle, daha önce bariş mesajlari verdiklerini belirterek, "Şu an yine cenazeleri topraga veriyoruz" dedi. Defin işleminin bitmesinin ardindan PKK yandaşlarindan oluşan kalabalik bir grup yürüyüşe geçerek polise molotof kokteyli atti. Polis ise PKK yandaşlarini göz yaşartici bomba kullanarak dagitti.
Yeniden toplandilar
Polisin müdahalesiyle Baglar beldesinde ara sokaklara dagilan terör örgütü yandaşlari, Ofis semtinde toplanarak tekrar yürüyüşe geçti. Grup, yürüyüş sirasinda Baglar beldesindeki bir çok işyeri ile saglik ocaginin camlarini kirdi.
Daha sonra Ofis semtinde de bazi bankalar ve işyerlerinin camlarini kiran grup, Ekinciler Caddesi'ndeki emniyet müdürlügü binasi ile bina önündeki polis araçlarinin camlarini taş ve sopalarla kirdi. Polis buradaki olaylara da müdahale ederken, gruptan bazi kişiler polisleri taş yagmuruna tuttu. Polis panzerine molotof kokteyli atilirken, yanan bir panzeri diger panzer su sikarak söndürdü.
Özel Tim şehre girdi
Polisin müdahalesi olaylarin büyümesini önlemede yetersiz kalinca, Jandarma ve Özel Hareket Timleri şehre girerek polise yardim etti. Polis ile PKK yandaşi göstericiler arasindaki çatişma akşama kadar yer yer devam etti. Diyarbakir Valiligi'nden olayla ilgili olarak yapilan yazili açiklamada, Bingöl-Muş sinirinda yapilan operasyonda ölü ele geçirilen 14 teröristten 4'ünün cenazesinin Diyarbakir'da defnedildikten sonra yasadişi gösteri yapmak isteyen ve güvenlik güçlerine taş ve sopa ile saldiran gruba müdahale edildigi belirtildi. Açiklamada, müdahale esnasinda 10 polis memuru ve 4 vatandaşin atilan taşlar nedeniyle yaralandigi, çikan olaylarda 23 göstericinin gözaltina alindigi kaydedildi. Olaylarda ayrica 3 gazetecinin de yaralandigi ögrenilirken yarali polis memurlarindan birinin durumunun agir oldugu ifade edildi.
Roj Tv de devredeydi!
Muş- Bingöl kirsalinda öldürülen 4 teröristin cenazesi sabahin erken saatlerinde ailelerine teslim edildi. Teröristlerin cenazesi teslim alindiktan sonra PKK paçavralarina sarildi. Uydu araciligiyla PKK çizgisinde yayin yapan Roj TV'den, gün boyunca 'Kepenklerinizi kapatin' çagrisi yapildi. Göstericiler ellerindeki sopa ve taşlarla Roj Tv'nin çagrisina uymayip açik kalan işyelerinin camlarini kirdi. 50 kadar dükkanin yani sira, bazi bankalarin ATM'leri de kullanilmaz hale geldi. Ayni caddede bulunan Emniyet Müdürlügü binasi hasar görürken, MHP Il Başkanligi binasi da taş yagmuruna tutuldu. Ofis semtinde polisin göstericilere attigi gaz bombalarindan kaçmaya çalişan kent sakinleri de etkilendi.
Belediye ambulansina
bebek katili posteri
GÜVENLIK güçleri ile girdikleri çatişmada öldürülen PKK'li 14 teröristten 'Mervan' kod adli Kenan Demir ise memleketi Siirt'te topraga verildi. Demir'in taşindigi Batman Belediyesi'ne ait ambulansa bölücübaşi Abdullah Öcalan'in posteri asildi. Terörist Kenan Demir'in cenazesi, Batman Belediyesi'ne ait 72 DL 348 plakali ambulansla memleketi olan Siirt'e götürüldü. Siirt girişinde kalabalik bir grup tarafindan karşilanan ambulansa sari, kirmizi, yeşil flamalar ile bölücübaşi Öcalan'in posteri asildi.
Van'da PKK'li serbest
Siirt'ten Gökçebag Beldesi'ne götürülen cenaze için 5 bin kişi toplandi. Cenazenin bulundugu ambulansa eşlik eden topluluk, belde girişinde jandarma tarafindan aranmak istenince, kisa süreli gerginlik yaşandi. Baglar Mahallesi'ndeki eve getirilen Demir'in cenazesi burada yikandiktan sonra, 'PKK cepheye, misillemeye', Kürtçe 'Şehitler ölmez', 'Savaşta da barişta da seninleyiz Öcalan' sloganlari atilarak belde mezarliginda topraga verildi. Kalabalik daha sonra dagildi. Öte yandan Van Il Emniyet Müdürlügü ekiplerince yapilan istihbarat çalişmalari neticesinde, terör örgütü PKK'nin dag kadrosuna katilmak üzereyken yakalanan 1 kişi, çikarildigi mahkeme tarafindan serbest birakildi.
DTP'li Başkan'a gözalti
Bursa'da 19 Mart'ta yapilan Nevruz gösterilerinde, terör örgütü PKK yanlisi konuşmalar yapilmasi ve terörist başi Abdullah Öcalan'in posterinin açilmasi sebebiyle, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Il Başkani Nizam Kapan'in da aralarinda bulundugu 16 kişi gözaltina alindi.
 21.03.2006
Hani nerede Türk bayragi Içişleri Bakanligi'nca 81 Il'in valisine gönderilen genelgede "Nevruz kutlamalarinda sadece Türk Bayragi'na izin verilecegi, gösterilerin terör örgütünün propagandasina dönüştürülmesine ve yasa dişi slogan atilmasina izin verilmeyecegi" belirtilmişti. Bakan'in bu genelgesi havada kaldi. Tek bir Türk Bayragi dalgalandirilmayan sözde Nevruz şenlikleri, terör örgütü PKK'nin mitingine dönüştü. Bebek katili Öcalan lehine sloganlar atilirken, AB'nin elini kolunu bagladigi güvenlik kuvvetleri bu manzarayi çaresizce izlemekle yetindi.
Küstahlikta sinir yok!
Şirnak Silopi ile Istanbul Bagcilar'daki nevruz gösterilerinde
terör yandaşlari polisleri taşladi
Hakkari Yüksekova'da ise üzerinde 'görevli' yazili yelekler giyen kadinlar, bölücübaşi posteri açti
Şirnak'in Beytülşebap ve Silopi Hakkari'nin Yüksekova, Istanbul'un Bagcilar Ilçelerinde gerçekleştirilen Nevruz kutlamalarina yine terör örgütü PKK'nin gölgesi düştü. Dün PKK'li teröristler ilk olarak Beytülşebap'ta sahneye çikti. Ilçe meydaninda yakilan sembolik Nevruz ateşiyle pek ilgilenmeyen terör yandaşlari, olay çikarmaya çalişti. Bölücübaşi lehine sloganlar atarak PKK paçavralari açan provokatör teröristler, alinan siki güvenlik önlemlerini görünce amacina ulaşamadan dagilmak zorunda kaldi. Silopi'de ise gece geç saatlerde olay çikartan terör yandaşlari polisi taşladi. DTP'nin Yüksekova'da düzenledigi kutlamalar da ise 'görevli' yazili yelekler giyen kadinlar, bebek katilinin posterlerini açti. Kutlamalarda konuşan DTP Parti Meclisi Üyesi Ali Can Ünlü ile Yüksekova Belediye Başkani Salih Yildiz, "PKK terör örgütü degildir" diyen Hakkari Belediye Başkani Metin Tekçe'yi desteklediklerini, arkasinda olduklarini söyledi. DTP'li konuşmasinda bölücübaşina 'sayin' diye hitap etti. Öte yandan Istanbul Bagcilar'da da gece geç saatlerde olay çikartan terör yandaşlari da polislere saldirdi.
Barzani telgraf gönderdi
Bugün Diyarbakir'da yapilacak Nevruz kutlamalari için Diyarbakir Belediye Başkani Osman Baydemir tarafindan davet edilen peşmerge lideri Mesud Barzani, kutlamalara katilamayacagini bildirerek, tebrik mesaji gönderdi. Özel kalem müdürü araciligi ile Baydemir'e iletilen mesajda, Barzani'nin, "hassas dengeler nedeniyle" kutlamalara katilamayacagi bildirildi.
Rapor etmeye gelmişler
Nevruz gösterilerini izlemek için Şirnak'in Silopi Ilçesi'ne gelen 13 kişilik Alman heyet, terör yandaşi Demokratik Toplum Partisi (DTP) Ilçe Başkanligi'ni ziyaret etti. DTP Ilçe Başkani ve Silopi Belediye Başkani Muhsun Kunur ile görüşen heyet, "Biz Almanya'daki bir sol partiden geliyoruz. Buradaki Nevruz kutla-
malarini 2 gün boyunca gözleyip daha sonra merkezlerimize rapor edecegiz" ifadelerini kullandi. Öte yandan Batman'daki nevruz kutlamalarini izleyen 2 Belçikali parlamenter ve 15 Italyan gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcisi bugün düzenlenecek kutlamalari izlemek üzere Diyarbakir'a geçti.
Dünya rezaleti izleyecek
Diyarbakir'da bugün yapilacak Nevruz etkinligini izlemek isteyen yabanci basin mensuplari Türkiye'ye akin etti. Alman ARD, Japon NHK, Katar El Cezire ile Ingiltere BBC Televizyonu'nun da aralarinda bulundugu yabanci basin kuruluşlarina mensup çok sayida gazeteci, Diyarbakir'a giderek etkinligi izlemek için akredite işlemlerini yaptirdi.
Kadir Has'ta 'aydin' tahammülsüzlügü
Istanbul Kadir Kas Üniversitesi'nde "Osmanli'dan günümüze Etnik Kimlik ve Vatandaşlik" konulu bir konferans düzenlendi, konferansta protesto sesleri yükseldi. Birçok ünlü ismin katildigi konferansta konuşan Bilgi Üniversitesi Ögretim üyesi Prof.Dr.Mete Tunçay, Türkiye'de çüzümlenemeyen bir Kürt sorunu oldugunu iddia etti. Sözde Kürt sonunun çözümü olmadigini savunan Tunçay, Türkiyelilik kavraminin yavaş yavaş oturmaya başladigini söyledi. Prof.Dr.Tunçay'in bu sözleri salondaki izleyiciler tarafindan tepkiyle karşilandi. Tuncay'in görüşlerini katilmadiklarini ifade etmek için söz almak isteyen Ali Çeçen ve Türk Dünyasi Insan Haklari Yönetim Kurulu üyesi Seyfettin Tiryaki, söz hakki verilmeyince salonu terk etti. Aynur Saydam adli yaşli bir vatandaş ise "Yalan konuşmaya utanmiyormusunuz? Çocuklari zehirliyorsunuz " diyerek Tunçay'a tepki gösterdi. Saydam daha sonra konferansi düzenleyenler tarafindan karga tulumba salondan dişariya çikarildi.
Mahkeme teröristleri serbest birakti
VAN Emniyet Müdürlügü tarafindan sürdürülen çalişmalar sonucu teslim olan 3 teröristin, çikartildiklari mahkeme tarafindan serbest birakildigi açiklandi. Emniyet Müdürlügü tarafindan yapilan yazili açiklamada, terör örgütlerinin amaçlarini gerçekleştirmek için hedef gözetmeden ve özellikle de gençlere çeşitli vaatlerde bulunarak eleman kazandiklarinin bilindigi belirtildi. Terör örgütü adina kirsalda faaliyet gösteren örgüt mensuplarinin aileleri ile irtibata geçilerek, teslim olmalari için Terörle Mücadele ve Istihbarat Şube Müdürlügü'nce çalişmalar yapildigi belirtilen açiklamada şöyle denildi:
3'ü de PKK'li
"Kandirilarak, kaçirilarak veya kendiliginden yasadişi PKK/KONGRA-GEL terör örgütü içinde yer alan Y.Y, N.Ş. ve M.E. isimli 3 k |